Origenes
ORİGENES
(185-253)
Kaynak: 'Kilise Babalarından ve Yazarlarından Alıntılar' kitabı
Seçki, Notlar ve Şerhler: Selestîn
Origenes öğretilerinde kilise doktrinine aykırı bazı spekülatif hatalar barındırdığı için resmen aziz ilan edilmemiş olsa da Kutsal Kitap tefsiri temellerini atan dehasıyla Hristiyan düşüncesini şekillendiren en büyük entelektüellerden biri kabul edildiği için eserleri kıymetlidir. Origenes resmi bir aziz ya da "Kilise Babası" statüsünde olmasa bile "Kilise Yazarı" olarak eserlerinden sıkça alıntı yapılan bir kaynaktır. Özellikle dua ve Kutsal Kitap’ın manevi yorumu (alegorik yöntem) bölümlerinde ona atıflar bulunur (Din ve Ahlâk İlkeleri, Paragraf 2114).
Origenes 185 yılında, Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak, Mısır’da, muhtemelen İskenderiye’de doğdu. İskenderiye Mısır’ın büyük metropolü, Roma imparatorluğunun, Roma’dan sonra, ikinci kentiydi. İskenderiye, kütüphanesi ve akademi ile saygın bir fikir merkeziydi. Fakat bu devirde mezalim devam etmektedir: Azize Feliçita ile azize Perpetua’ nın şehit edilişleri bu döneme rastlar.
Origenes’ in babası da 202 yılında şehit edilir. Origenes 17 yaşındadır ve babası ve altı küçük kardeşi ile birlikte yaşamaktadır. Ailenin bütün mallarına el konmuştur. Buna rağmen Origenes, zengin bir ailenin yardımları ile eğitimine devam eder. Origenes gramerci olur ve ailenin ihtiyaçlarını bir dereceye kadar karşılar.
İskenderiye episkoposu Demetrius, kendi diyosezinde kateşez öğretimini Origenes’ e teslim eder. Origenes, bu Kilise görevini çok ciddiye alır: yoğun bir şekilde Kutsal Kitabı inceler, boş zamanlarını feda eder, şehitlere yardımcı olur, büyük bir yoksulluk içinde yaşar.
30 yaşına geldiğinde "didaskale" olarak atanır. Bilimsel incelemeler için bir okul kurar. Öğrencileri arasında müstakbel aziz, keramet sahibi, Gregorius da vardır. Bu aziz, sonradan Origenes’ den söz ederken, onun hakkında: "ikna edici bir sevimlilik ve güç karışımı" diye yazacaktır.
Origenes, Kutsal Kitabın ortada dolaşan çeşitli bütün metinlerini okuyabilmek için İbranice öğrenmeye başlar. Böylece kendini, dini ve bilimsel olarak Kutsal Kitabı yorumlamaya muktedir hisseder.
Hıristiyan doktrini ile ilgili öğretimi ve konuşmaları sebebiyle Origenes’ i her taraftan çağırmaktadırlar. Bu nedenle Arabistan’a, Filistin Kayseri’sine ve Antakya’ya gider. Bu dönemde Origenes birçok eser kaleme almaya başlar. Birçok sekreter, kopist ve kaligraf genç kızdan oluşan bir ekip ona yardımcı olur. Böyle bir çalışma ekibine sahip olabilmesi için Origenes’ e mali açıdan aziz Ambrosius destek oluyordu.
Origenes’ in öğretiminin kalitesi nedeni ile Filistin Kayseri’si, Kilise’nin fikir hayatının merkezi haline gelir. Origenes tarafından kurulan okul ünlü olur ve çok sayıda öğrenci bu okula akın eder. Kilise adamlarının kıskançlıkları nedeniyle İskenderiye’ce istenmeyen Origenes, bunun aksine 3 yıl süreyle dersler vermek üzere Kapadokya Kayseri’sine davet edilir (235-238).
Origenes öyle bir başarı kazanacaktır ki, bazı yazarlar onu taklit ederek onun imzasını kullanacaklardır. 247 yılında, imparator Decius zamanında Hıristiyanlara karşı yeniden şiddetli bir mezalim başlar. Origenes hapse atılır ve işkence görür. 253 -254 te Tir’ de ölür.
Ölümünden sonra ve üç asır boyunca Origenes, haksız olarak, bir heretik sayılmıştır. Günümüzde artık hiç kimse bu dikkate değer insanı bir heretik olarak görmemektedir. (Yazarın bu noktada kullandığı "haksız" ibaresi, aslında şu tarihsel/teolojik/eklesiyolojik tartışmaya kapı aralamaktadır: bk. Origenes'in 'Anathema'lara Eklenmesi Hakkında)
Eserleri: Origenes’ in yazılı eseri pek çoktur. Aziz Hieronimus, onun 200 eserine işaret eder, Kayserili Eusebius ise 2000 eserinden söz eder. Günümüze kadar bu eserlerin ancak yirmide biri gelebilmiştir.
Origenes’ in eserlerinin hemen tümü Kutsal Yazıların daha iyi bir şekilde tanınmasını hedeflemektedir. Gerçekten Origenes zamanla, Hıristiyan halkın, Kutsal Kitap anlayışının aydınlatılmasına ihtiyaç olduğunu keşfetmişti. Bu halk bazen, Kutsal Kitabı safça ve lafzına göre anlıyordu, her şeyi kelimesi kelimesine kabul ediyordu Origenes, her Hıristiyan’ın Kutsal Kitabı sağlıklı bir şekilde okuyabilmesi için temel olan birkaç prensibi açıkça ortaya koyacaktır: 1) Kutsal Kitap tümüyle Kutsal Ruh’un esinidir; 2) Kutsal Kitabın, ilk anlamı altında saklı bulunan derin bir anlamı daha vardır
Origenes’ in eserleri arasında şunları sayabiliriz: Kutsal Kitap’a ilişkin bir çok yorum: Aziz Matta, Aziz Yuhanna, Neşidelerin Neşidesi, Romalılara Mektup v. s. hakkında yorumlar; 260 homeli (söyleşi); dostu olan Ambrosius’ un isteği üzerine yazılmış, Dua Hakkında bir kitap; Mektuplar (Aziz, keramet sahibi, Gregorius’ a).
Aşağıda sayılan nedenlerle, Origenes‘in günümüzde de okunması tavsiye edilir: düşüncesinin mirasçılarının kimler olduğunu daha iyi görebilmek için, Ambrosius, Augustinus, Cassianus, Hieronimus, Arles’ li Sezar, Büyük Gregorius, Bernardus; Kutsal Kitap’la Hıristiyan gizinin teolojik mütalaasına yardımcı olmak için, Allah Kelamı’na sevgi ve saygı beslemek için, Origenes, Kutsal Kitabı Allah Kelam’ının bir gizemi olarak görmektedir.
+
(Origenes, Yuhanna’ ya Göre İncil’in Yorumu, 10. 20).
Olağan, 22. Çarşamba.
Yeni Tapınak.
Bu Tapınağı yıkın, üç gün içinde onu yeniden yapacağım. Gözle görünür gerçeklerin dostları ye maddi insanla öyle sanıyorum burada Yahudiler kastedilmiş. İsa’nın Babasının evini pazar yerine çevirmiş olanları kovmasıyla işleri engellenmiş olanlar kızgındılar ve İsa’dan bu yaptıklarına karşılık bir işaret göstermesini istiyorlardı. Ama bu işaretle inanmadıkları Sözün böyle davranmakla haklı olduğunu göreceklerdi. Kurtarıcı bir tek sözle Tapınakla ilgili olanla kendi vücudu ile ilgili olanı birleştirecekti. Ona yaptığım haklı çıkaracak ne gibi işaret gösterebilirsin diye sorduklarında onlara, Bu Tapınağı yıkın, onu üç gün içinde yeniden yapacağım diye karşılık verdi. Ancak bana mümkün bir yoruma göre, Tapınak ve İsa’nın vücudu, hem biri hem öbürü Kilise’nin simgesi olarak görünüyor. Çünkü Kilise canlı taşlardan oluşmuş; Kilise kutsal kahinler topluluğunun tinsel bir konutudur; Kilise temeli Havariler ve peygamberler olan köşe taşı da Mesih Isa üzerine kurulmuştur. Öyleyse Kilise bütün gerçekliği ile bir Tapınaktır.
İncil’e göre sizler Mesih’in vücudusunuz, sizler, herkes kendi açısından onun uzuvlarısınız. Bu nedenle, her ne kadar bu Tapınağın taşları parçalanıyor ve sökülüyor gibi gözükse de; hatta 21. Mezmur’ da yazdığı gibi Mesih’in bütün kemikleri baskı ve zulümden ve darbelerle Tapınağın birliğine saldıran kişilerin komplolarıyla dağılmış gibi gözüküyorsa da, Tapınak yeniden yükselecek ve beden onu yıkan felaket gününden üç gün sonra ve bunun ertesi gününde de yani her şeyin tamamlandığı günde dirilecek
Çünkü, bütün İsrail evini gösteren bütün bu kemikler kalktığında Rabbin büyük günü sırasında, ölüm üzerinde kazandığı zaferden sonra yeni gökte ve yeni yeryüzünde bir üçüncü gün olacak. Sonuçta, haç üzerindeki işkencelerden sonra Mesih’in dirilmesi vücudunun diriliş gizini bütünüyle kapsar.
İsa’nın gözle görünür bedeni nasıl haça gerilmiş, gömülmüş sonra da dirilmişse, aynı şekilde Mesih’e inananların oluşturduğu bütün vücut da Mesih’le birlikte haça gerildi ve artık yaşamıyor. Onların arasındaki herkes, aziz Pavlus gibi, Rabbimiz Mesih İsa’nın dünya için haça gerildiği ve dünyanın da onun için haça gerildiği haçından başka bir şeyle övünmüyor. Yalnız Mesih’le birlikte haça ve dünya için haça gerilmedi, ama aynı zamanda Mesih’le birlikte gömüldü. Aziz Pavlus diyor ki bizler Mesih’le birlikte mezara girdik. Dirilişi umma zevkini tadarak şu sözleri ekliyor Onunla şimdiden dirildik.
+
(Origenes, Tekvin Üstüne, 8. 6.8.9)
Olağan 5. Salı
Allah kendi Oğlu’nu korumadı. O’nu hepimiz için ölüme teslim etti
Olağan 5. Salı
Allah kendi Oğlu’nu korumadı. O’nu hepimiz için ölüme teslim etti
"İbrahim yakılan kurban odunlarını alıp, oğlu İshak’ a yükledi. Ateşi ve bıçağı kendi elinde taşıdı ve onların ikisi birlikte gittiler (Tekvin 22, 6). Kendi kurbanı için odunu taşıyan İshak, kendi haçını taşımış olan Mesih’in simgesidir. Oysa ki, kurban için odunu taşımak kahinin görevidir. Böylece hem kurban, hem de kahin oluyor. "Ve onların ikisi birlikte gittiler" deyimi de aynı simgeye yöneliktir. Kurbanı kesmeye hazırlanan İbrahim ateşi ve bıçağı taşırken İshak arkasında değil, onunla yan yana yürüyor ki, kahinliği paylaştığı anlaşılsın.
Şimdi neler oluyor? "Ve İshak babası İbrahim’e dedi: Ey baba (Tekvin 22, 7). Böyle bir anda yükselen oğlunun sesi, babasının yüreğini altüst etmemiş midir sence? Ve inancı konusunda oldukça derin olan İbrahim yine de baba sevgisini yansıtan bir sesle: ‘Ne istiyorsun, oğlum?" diye yanıtladı. Ve diğeri de: "İşte ateş ve odun; fakat yakılan kurban için kuzu nerede?" İbrahim yanıt verdi: "Oğlum, yakılan kurban için kuzuyu Rab kendisi tedarik eder’ (Tekvin 22,8).
İbrahim’in bu denli ince ve ihtiyatlı yanıtı beni duygulandırıyor. Aklında neler öngördüğünü bilmiyorum. Çünkü şimdiki zamanda değil de gelecek zaman için konuşuyor: "Rab kuzuyu kendisi tedarik eder." Soruyu şimdiki zamanda yönelten oğluna yanıtı gelecek zamanla veriyor. Çünkü Rab, Mesih’in kişiliğinde, kuzuyu tedarik edecekti.
"Ve İbrahim elini uzattı ve oğlunu boğazlamak için bıçağı aldı. Ve Rabbin meleği göklerden "ona bir şey yapma!’ dedi (Tekvin 22.10-12). Çünkü şimdi bildim ki, sen Allah’tan korkuyorsun". Bu sözleri Havarinin, Allah hakkında söyledikleri ile karşılaştıralım: "0 kendi Oğlunu korumadı. O’nu hepimiz için ölüme teslim etti" (Rom. 8,32). Böylece Allah’ın olağanüstü eli açıklıkla insanlarla yarıştığım görebilirsin. İbrahim, ölmeyecek olan ölümlü oğlunu Allah’a sundu. Allah ise ölümsüz Oğlu’nu hepimiz için ölüme teslim ediyor. "Ve İbrahim gözlerini kaldırıp, boynuzlarından çalılıkta tutulmuş bir koç gördü" (Tekvin 22, 13). İshak’ ın Mesih’in habercisi olduğunu yanılmıyorsam daha önce söyledik; fakat bir bakıma koç da Mesih’in bir imgesi gibi görülüyor. Her ikisinin de Mesih’le nasıl bir bağlantı teşkil ettikleri konusunda biraz düşünmekte yarar vardır: kurban edilmeyen İshak ve kurban olarak sunulan koç.
Mesih, Allah’ın Kelam’ıdır; fakat "Söz insan oldu" (Yuh. 1. 14). Şu halde Mesih acı çekiyor, fakat bir insan olarak; ölümle karşılaşıyor, ve bunun imgesi de koç idi. Yuhanna’ nın da söylediği gibi: "İşte dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu" (Yuh. 1, 29). Fakat Kelam, İshak’ ın imgesi olduğu Mesih Ruh’una özgü olan acı çekmemezliği korudu. Bu yüzden özü itibariyle kendisi kurban ve baş kahindir. Çünkü Peder’e bir insan olarak kurbanı sunan çarmıhın sunağında kendi de sunulmuş olur.
+
(Origenes, Yeşu Kitabı Üstüne, 4,1)
Olağan 10. Çarşamba
Vaftiz daha yüce ve yüksek şeylere olanak verir. Gökyüzüne doğru bir yolculuk için söz verir.
Vaat edilen toprakların rehberi Mesih’in kendisi olacaktır.
Ürdün nehrinde antlaşma sandığı Allah’ın halkına yol gösteriyordu. Kahinler ve Levililer’ den oluşan topluluk duruyor ve sular, Tanrı’nın elçilerine saygı gösterircesine akıntılarını kesiyorlar ve sert bir yığın haline gelip, Tahtı’nın halkına hiç zarar vermeden bir geçit sağlıyorlardı. İbrani halkı hakkında anlatılan bu olaylar seni şaşırtmasın, ey Hıristiyan! Çünkü vaftizin kutsal gizemi vasıtasıyla Ürdün nehrinden çıkmış olan sana, tanrısal söz daha yüce ve yüksek şeyler için söz veriyor. Sana esirliği aşıp, gökyüzüne doğru bir geçit ve bir yolculuk sunuyor. Adil olanlar hakkında Pavlus’ un söylediklerine kulak ver: "Rabbi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rab’le birlikte olacağız" (I. Sel. 4,17). Adil olan hiç bir şeyden korkmamalı. Nitekim her yaratık buyruğu altındadır.
Peygamber’in vasıtasıyla Allah’ın bunu nasıl sağladığını dinle: "Ateşin içinden geçecek olursan alev seni yakmayacak; çünkü ben senin Rabbin Allah’ım" (bk. İşaya 43, 2). Bu yüzden her yer adil olanı karşılar ve her yaratık ona gereken hizmeti sunar. Ve sanma ki bu olaylar salt senden önce olan insanlar tarafından yaşandı. Bunları şimdi dinlemekte olan sana da benzer şeylerin olamayacağını düşünme! Her şey sende gizli bir plana göre gerçekleşecektir.
Putperestliğin karanlıklarını terk edip, tanrısal yasayı dinlemek arzusunda olan ve Mısırdan çıkmaya başlayan sana sesleniyorum şimdi.
Hıristiyan adaylarına katılıp, Kilise’nin kurallarına itaat etmeye başladığında Kızıl Deniz’den uzaklaştın. Çöldeki çeşitli konaklamalarda durup, her gün Allah’ın sözünü dinlemeye ve Rabbin yüceliği ile parlayan Musa’nın yüzünü incelemeye özen gösterdin. Vaftizin gizemli kaynağına varacaksın. Kahinlerle Levililer’ in topluluğu yerini aldıktan sonra, bilmelerine izin verilmiş olanlar
tarafından bilinen o saygıdeğer ve görkemli kutsal gizleri öğrenmeye başlayacaksın. O zaman Ürdün nebi-ini aştıktan sonra, kahinlerin yardımı ile vaat edilen ülkeye gireceksin. Orada Musa’dan sonra seni Mesih karşılayacaktır.
Yeni yolculuğun için rehberin, O olacaktır.
O zaman Allah’ın bu denli bol ve yüce harikalarını anımsayarak, denizin senin için ikiye ayrıldığını, nehrin sularının senin için durduğunu anlayacaksın. 0 zaman dönüp şöyle diyeceksin: "Ey deniz, ne oldu da çekildin? Ve sen, ey Ürdün nehri, neden ters yöne döndün? Neden siz dağlar koçlar gibi ve siz tepeler bir sürünün kuzulan gibi neşe ile zıpladınız?" Yanıtını tanrısal söz verecek ve diyecektir ki: "Kayayı su havuzuna ve taşı su kaynağına dönüştüren Rabbin yüzünden, Yakup’ un Allah’ının yüzünden ey dünya titre (bk. Mezm. 113,5-8).
+
(Origenes, Yeşu Kitabı Üstüne, 4,1)
Olağan 10. Çarşamba (?)
Bu dünya sona ermelidir. Sona ereceği çok eskilerden beri Kutsal Kitaplar’ da bildirilmiştir.
Eriha kuşatılır, zapt edilmesi zorunludur. Eriha nasıl zapt ediliyor? Ona karşı kılıç kullanılmıyor, mızraklar fırlatılmıyor, yalnızca kahinlerin borazanları kullanılıyor ve Eriha’ nın surları bunlarla yıkılıyor.
Kutsal Kitap’ta Eriha’ nın sık sık, kötü ve yanlış dünyanın imgesi olarak gösterildiğini görüyoruz. Nitekim İncil’de de Kudüs’ten Eriha’ ya inen ve hırsızlarla karşılaşan bir kişiden söz ediliyor. Hiç kuşkusuz bunda cennetten sürülen ve bu dünyaya sürgün gönderilen Adem’in imgesi bulunmaktadır. Eriha’ da bulunan ve İsa’nın görme yeteneğini onlara bahşetmek için yaklaştığı körler de, bu dünyada cehaletin körlüğüne kapılan ve Tanrı’nın Oğlu tarafından yardım görenlerin imgesini simgelemektedirler. Bu yüzdendir ki, Eriha yani bu dünya sona ermelidir. Nitekim dünyanın sonu çok eskilerden beri Kutsal Kitaplar’ da bildirilmiştir.
Nasıl yok edilecek? Hangi araçlarla? "Borazanların sesi ile" diyor. Hangi borazanların? Pavlus bu gizi sana açıklıyor. Söylediklerine kulak ver: Borazan çalacak, diye haykırıyor. Mesih’te ölmüş olanlar sağlam olarak dirilecekler ve Rab bir komutan olarak, baş meleğin ve borazanın sesi ile gökten inecektir (bk. 1. Kor. 15, 52; I. Sel. 4, 16). Rabbimiz İsa, Eriha’ yı yenecektir. Borazanların sesi ile öylesine yok edecektir ki, yalnızca günahkar kadın ve ailesi kurtulacaklar. "Rabbimiz Isa gelecektir" diyor "Borazanın sesi ile gelecektir."
Ve öncülerini karşılayan havarileri iman ve itaatle kabul ettikten sonra, en yüce makamlara yerleştiren o kadını kurtaracak ve günahkar olan bu kadını İsrail soyu ile bir araya getirip, birleştirecektir. Artık eski suçu anımsamayalım, ona atfetmeyelim, onu suçlu görmeyelim. Bir zamanlar günahkardı, şimdi ise el değmemiş bir bakire gibi, tek ve el değmemiş bir erkekle, Mesih’le bir araya gelmiştir. "Bir zamanlar biz de anlayışsız, söz dinlemez, çeşitli arzulara ve zevklere köle idik" diyen de (bk. Tit. 3, 3) onun soyundandır.
Günahkar kadının artık neden günahkar olmadığını daha ayrıntılı bir şekilde öğrenmek ister misin? O zaman bunları söyleyen Pavlus’ a kulak ver: "Siz de muhakkak böyleydiniz, fakat Rab Isa Mesih’in adı ve Allah’ımızın Ruh’u aracılığıyla yıkandınız. Kutsal kılındınız" (bk. I. Kor. 6, 11). Eriha ile birlikte yok olmayıp, kurtulabilmesi için öncülerden çok etkin bir kurtuluş işareti aldı: Kırmızı renkte bir ip! Evrensel Kilise’nin asırlar boyu şan ve güce sahip olan Rabbimiz İsa Mesih’in aracılığı ile, Mesih’in kanı sayesinde kurtulduğuna ait işaret.
+
(Origenes, Yeşu Kitabı üstüne, 6,4)
olağan 10. Perşembe
Rahab ve Eriha, Kilise ve dünyanın simgeleri
Eriha’ yı kuşatırlar, onu saldırarak ele geçirmek gerekir. Saldırı yöntemleri neler olmalıdır? Kılıçlan kınından çekmezler, savaş makineleri kurmazlar, ona doğru mızraklar fırlatmazlar. Yalnızca kahinlerin borazanlarını öttürtürler. Ve bu borazanlar Eriha surlarını yıkar.
Kutsal Kitapta Eriha çoğu kez dünyanın simgesi olarak gösterilir, İncil’de " Bir adam Kudüs’ten Eriha’ ya giderken haydutların eline düştü" diye yazıyor; bu adam cennetten koyulan ve dünyaya sürgüne gönderilen Adem Babanın simgesidir. İsa’nın gelip de yeniden görme yetilerine kavuşturduğu Eriha’ nın körlerine gelince, bunlar bilgisizliğin körlüğünde yıkılmış ve Tanrı’nın Oğlunun onlar için geldiği dünyadaki insanlardır.
Oysa, bu Eriha kenti, kısacası bizim dünyamız, çökmeli. Çünkü, uzun süredir, Kutsal Kitaplar dünyanın sonunu bildirip duruyorlar. Dünyanın sonu nasıl gelecek? Hangi şekilde olacak? Kutsal Kitap borazan sesleriyle diyor. Hangi borazan sesleriyle? Bu sırrı açması için aziz Pavlus’ a başvuralım: Onun sözlerini dinleyin:"Borazan çalacak, Mesih’te ölmüş olanlar ölümsüz olarak dirilecekler. Tanrı’nın buyruğu üstüne borazanın, ve baş meleğin sesiyle Rab gökten inecek. Borazan sesi üzerine Rabbimiz İsa Eriha üzerinde zafer kazanacak, zaferi öylesine ezici olacaktır ki, yalnızca kibar fahişe ve evindekiler kurtulacak. Şu halde borazan sesine Rabbimiz İsa gelecek.
Rab kibar fahişeyi kurtarsın, çünkü yalnızca o öncüleri kabul etmiş, yani havarilerini inançla kabul ederek onları evinin üst katına yerleştirmişti; Rab bu kibar fahişeyi İsrail’in evine kabul etsin. Onun eski günahlarını unutalım ve ona karşı sert önlemler almayalım. Eskiden kibar fahişelik yapmıştı, şimdi ise iffetli bir hakim gibi biricik eşiymiş gibi Mesih’e bağlıdır. Havarinin onun hakkında dediklerine bir göz atalım: Tek güveyi seninle karşılaştırdım: sen Mesih’le birleştirdiğim iffetli zevcesin. Bizler de eskiden çılgındık, inançsızdık, yolumuzu şaşırmıştık, her türlü zevk ve eğlencenin kölesi durumundaydık.
Kibar fahişenin artık kibar fahişe olmadığını açıklamak için daha çok açıklamaya gerek var mı? Yine Pavlus’ u dinleyin: Sizler bütün bunlardınız; ama yıkandınız ve Rabbimiz Mesih Isa adına ve Tanrımızın Ruhunda kutsallaştınız. Gerçekte Eriha’ nın yıkılışının altında kalmamak için kabul ettiği öncülerden güçlü bir esenlik işareti aldı, lal renginde ip. Evrensel Kilise Mesih’in kanıyla, sonsuza dek güç ve şerefe sahip Rabbimiz Mesih İsa’da kurtuldu.
+
(Origenes, Levililer üstüne, 9,5-10)
Paskalya’ya Hazırlık Devresi, 4. Pazartesi
Bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için akıtılan antlaşma kanıdır.
Yılda bir kez yüce kahin halkı dışarıda bırakıp, üzerinde kerubilerin bulunduğu sunağın yerine gelir. Antlaşma sandığının ve buhur sunağının olduğu yere girer. Oraya baş kahin hariç, başkalarının girmesine izin verilmez.
Şimdi gerçek baş Kahinimin, Rab İsa Mesih’in, insan iken tüm "yıl" boyunca halkla birlikte olduğunu düşünün ve kendi de o "yıl" için: "Rab beni Müjde’yi yoksullara iletmek, Rabbin lütuf yılını ilan etmek için gönderdi" (bk. Lk. 4, 18-19) dediğini düşünürsem, bu "yıl" boyunca salt bir kez, yani suç ödeme gününde kutsal yere girdiğini görürüm. Bu demektir ki, görevini yerine getirdikten sonra, O’nu insanlara karşı daha anlayışlı kılmak ve kendisine inananlar uğruna dua etmek için gökyüzüne varır ve Peder’in karşısına çıkar.
Havari Yuhanna, Peder’i insanlara karşı iyiliksever kılan bu eğilimini bildiği için şöyle der "Çocuklarım, bunları size günah işlemeyelim diye söylüyorum. Ama günahkar olsak bile Peder’in yanında bir savunucumuz vardır. Adil İsa Mesih ve kendisi günahlarımızı savunandır (bk. I. Yuh. 2,1).
Pavlus da Mesih için: "Tanrı Mesih’i, kanına olan imanla günahların bağışlanması için kurban olarak sundu" (Rom. 3. 25) dediğinde bu bağışlama niteliğini anımsatır. Bu yüzden bağışlama günü bizler için dünyanın sonuna dek sürecektir.
Tanrısal söz der ki: Rabbin önündeki ateşe buhuru koyacak; buhurun dumanı antlaşma sandığı üzerinde olan kefaretgahı örtecek, fakat ölmeyecek ve boğanın kanından alacak ve parmağı ile kefaretgahı üzerine doğuya doğru serpecek (bk. Levililer 16,12-14).
Eski İbranilere insan için Allah’ın yapılan kefaret törenini öğretti. Seni Kanı ile Allah’a hoş kılan ve seni Peder ile barıştıran Yüce Kahin olan Mesih’ten gelen sen, vücudun kanı ile yetinme! Mesih’in kanını tanımayı öğren. O sana: "Bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır" diyor (Mt. 26,28).
Doğuya doğru serpilmiş olması sana anlamsız gelmesin. Bağışlanma doğudan sana gelmiştir. Doğu adında olan ve Allah ile insanların arabulucusu kişi oradan gelmiştir. Bu yüzden hep doğuya bakmaya davet ediliyorsun. Bilgisizliğin gecesi ve karanlığı sana habersizce yaklaşmasınlar diye daima bilginin ışığında ve inancın parlak gününde olabilmen, iyiliğin ve huzurun ışığını edinebilmen için adalet güneşi, senin için hep oradan doğar. Hiçbir zaman karanlıkta yürümek zorunda olmaman ve o son günde karanlıklarda bulunmaman için ışık hep oradan gelir sana.
+
Origenes, Dua, 25.
Kral Olan Mesih İsa’nın Bayramı
Hükümdarlığın gelsin.
Kurtarıcımız ve Rabbimizin dediği gibi, Tanrı’nın hükümdarlığı çaktırmadan gelir. Buradadır, ya da şuradadır, demeyecekler. Çünkü, işte Tanrı’nın hükümdarlığı içinizdedir. Gerçekten de o çok yakınımızdadır, bu Söz dilimizde ve yüreğimizdedir. Bu durumda, açıktır ki, Tanrı’nın hükümdarlığının gelmesi için dua eden bu Tanrı’nın Hükümdarlığının yeşermesi, meyve vermesi ve kendinde gerçekleşmesi için de dua etmesinde haklıdır. Tanrı’nın egemen olduğu ve Tanrı’nın tinsel yasalarına boyun eğen bütün azizlerde Tanrı’nın hükümdarlığı iyi idare edilen bir kentte bulunur gibidir. Baba onda mevcuttur ve Mesih de Baba ile birlikte bu kusursuz ruhta hüküm sürerler: Ona geleceğiz ve onun yanına yerleşeceğiz. Tanrı’nın hükümdarlığı daima aşama kaydeder, bizde Havarinin sözleri gerçekleştiğinde mükemmelliğine erişecektir: Mesih, bütün düşmanlarını dize getirdikten sonra Tanrı’nın bütünüyle herkeste olması için hükümdarlık yetkisini Allah Baba’ya verecektir. Bunun içindir ki, durmadan dua ederek Söz tarafından tanrısallaştırılmış düzenlemelerle şöyle diyoruz: Göklerdeki Babamız, adın yüceltilsin, Hükümdarlığın gelsin.
Tanrı’nın hükümdarlığı konusunda şu noktaya dikkat çekmek gerekir: dinsizlik ile adalet arasında bir birlik olmadığı gibi ışık ile karanlıklar arasında da, Mesih ve Şeytan arasında da bir birlik yoktur, günahın hükümdarlığı ile Tanrı’nın hükümdarlığı birbirleriyle bağdaşmazlar. Tanrı’nın bizde egemen olmasını istiyoruz, ölümlü vücudumuzda günahın hiçbir zaman egemen olmasını istemiyoruz.
Yeryüzüne ait uzuvlarımızı öldürelim, Ruh’un meyvelerini taşıyalım. Böylece, tinsel bir cennetteymiş gibi, Rab bizde dolaşacak, Mesih’i ile birlikte bize egemen olacak. Bütün düşmanları ayaklarının ayakçakı olana dek, bütün Prenslikler, bütün Güçler, bütün Krallıklar benden kovulana dek O bizde, almak istediğimiz tinsel gücün sağında taht sürecek.
Bütün bunlar son düşman ölüm yok olana dek bizde olabilir. Mesih bizde şöyle desin: Ölüm nerede senin zehirli iğnen? Cehennem, nerede senin zaferin? Şu halde şimdiden, bizde geçici olan her şey kutsal ve kalımlı olsun; ölümlü olan, yıkımdan sonra Baba’nın ölümsüzlüğünü bürünsün. Tanrı bizde işte böyle hüküm sürecek ve biz de yeniden doğuşun ve dirilişin mutluluğunu tadacağız.