(Azizler) - Kiprianus


 KİPRİANUS

(+ 200-258)

Kartaca’ da, 200 yılında doğduğu sanılan Kiprianus, Kuzey Afrika’nın zengin bir ailesinden gelmektedir. Retorik hocalığı yapmıştır. 245 yılında ihtida ettikten sonra, Kiprianus hayatını tamamen değiştirir. Kültürünü inkar etmeksizin, artık Kutsal Kitap’tan başka hiç bir şeyi zikretmemeye karar verir. Kısa bir süre içinde Kiprianus, Kartaca’ nın kültürlü tabakası ile uyum içinde bir Kilise adamı olur. 248 yılında Kiprianus, halkın oylarıyla, Kartaca episkoposu olarak seçilir. Bu devirde Kartaca episkoposuna bağlı bulunan 150’den fazla episkopos vardır. Kiprianus’ u özellikle, 18 kişiye yazmış olduğu mektuplarından tanımaktayız.

252-254 yılları arasında veba hastalığı Afrika yı harap etmişti. Kartaca da ağır şekilde zarar görmüştü. Panik olmuştu: hastaları terk ediyorlar, ölmek üzere olanları ve ölüleri sokağa atıyorlardı. Kiprianus Hıristiyanları merhametli olmaya çağırdı. Kendisi de hastalara yardım ederek halka örnek oldu. Daha önce, 250-251 arasında, Decius Hıristiyanlara zulüm yapmıştı. Bu zulümden sonra, Kartaca Kilise’si karışıklık içindedir. Hıristiyan cemaat ateşli tartışmalar içinde parçalanmıştır. Önemli bir problem söz konusuydu: Decius’ un zulmü sırasında bazı Hıristiyanlar, şehit edilmemek için putlara kurbanlar sunmuşlardı. Zulümden sonra, "düşmüş" (lapsi) durumda olan bu imanlılara karşı nasıl bir tutum izlenecekti? Bu kimseler tekrar Kiliseye kabul edilebilir miydi? 252 yılında Kiprianus bu sorunu bir çözüme kavuşturmak için Kartaca’ da bir konsil topladı. Konsil, Kilise’nin birliğini sağlamak amacıyla, bu kimselerin bağışlanması yolunu seçti. Roma ve İskenderiye Kiliseleri de Kartaca Kilise’sine uydular.

Bu "lapsi" sorunu üzerinde Kiprianus ile Papa Kornelius arasında tam bir mutabakat mevcut olmuştur. Fakat, heretikler veya şizmatikler tarafından verilmiş vaftizin geçerliliği meselesinde Papa İstepan ile Kiprianus arasında durum aynı olmayacaktır.

Küçük Asya’da, Afrika’da ve Suriye’de, yalnızca Katolik Kilisesi tarafından verilmiş vaftiz geçerli sayılıyordu. İskenderiye ve Roma’da, vaftiz Kilisenin öngördüğü şekil ve maksatla verilmiş olmak koşulu ile, ihtida etmiş olanların üzerine ellerin konulması yeterli sayılıyordu.

İki taraf katı bir durum içine girmişlerdi. Papa İstepan, Afrika ve Doğu Kiliseleri ile bağları koparmak tehdidinde bulunuyordu.

Fakat 257 yılında Papa İstepan şehit olur. Aynı tarihte Kiprianus tutuklanır. 14 Eylül 258 tarihinde şehit olur. Vaftiz kavgası kendi kendine söner.

IV. yüzyılda, İskenderiye ve Roma’daki uygulama bütün Kilise tarafından benimsenir. Bu durum günümüze kadar sürmüştür.

Kiprianus’ un bazı yazılı eserleri şunlardır: Bakirelerin Tutumu Hakkında; Kilise’nin Birliği Hakkında; Dönmeler (apostatlar) Konusunda; Göklerdeki Pederimiz Üstüne Yorum; 81 mektup.

Kiprianus Doğuda tanınan az sayıda Latin arasında yer alır. Kiprianus Kilise’nin sütunlarından biridir.

 

+

 

(Kiprianus, Episkoposluktaki Kardeşi Kornelius’ a

Mektuplarından, 60, 1-2.5)

16 Eylül, Aziz Kornelius ve Kiprianus Bayramı

Ruhumuz gözlerini göklere sabitleyerek güneşten daha parlak olan ve her şeye kadir olan Tanrı‘yı tanıdığı zaman o anda ne olduğunu anlamaya başlar. Yani Tanrı’nın Oğlu.

Sevgili kardeşim, inancını, cesaretini ve açık tanıklığını bilmekteyiz. Tüm bunlar seni onurlandırmakta ve bana büyük bir mutluluk vermektedir, öylesine ki kendimi değerlerinin ve başarılarının bir izleyicisi, bir ortağı olarak görmekteyim.

Kilise nasıl ki tektir, sevgi tek ve ayrılmazdır, gönüllerin ahengi tek ve parçalanmazdır; hangi rahip, başka bir rahipten övgüsünü yaptığında, kendi şanı gibi bundan mutluluk duymaktan kendini alıkoyabilir?

Hangi kardeş kardeşlerinin sevincinden mutluluk duymaz? Sizin gösterdiğiniz cesareti öğrendiğimizde ve bu denli güzel şeyler duyduğumuzda burada yaşanan heyecanı ve büyük mutluluğu hayal edebilmek hiç kuşkusuz olası değildir. İnanç tanıklığında kardeşlere bir rehber oldun ve rehberin tanıklığı, kardeşlerin tanıklığı ile daha da güç kazandı. Böylece, şan yolunda başkalarına öncülük yaptığın gibi, birçok arkadaşı bu yola kazandırdın ve ilk olarak herkesin adına tanıklık etmeğe hazır bulunduğunda aynı inanca tanıklık etmeleri için tüm halkı ikna ettin. Bu durumda sizde en çok neyi övmemiz gerektiğini saptayabilmek olası değildir, daima hazır ve yıkılmaz inancı mı yoksa kardeşlerin ayrılmaz sevgisini mi. Halkına yol gösteren episkoposun cesareti tüm görkemi ile göründü ve episkoposu ile kenetlenmiş halkın aydınlık ve yüce bağlılığı ortaya çıktı. Roma Kilise’si sizde şahane bir tanıklık verdi, tek bir ruh ve sesle birleşmiş olarak.

Böylece, sevgili kardeşim, Havari’nin cemaatinizde saptadığı ve övdüğü inanç parladı. O zamandan beri kendisi, kehanette bulunurcasına, cesaretinizi ve bahşedilmeyen gücünüzü öngörüp kutluyordu. Oğulların başarılarını öngörüp babalarınkilerin’ i yüceltiyordu. Daha o zamandan dek size şan kazandıracak değerlerinizi görüyordu. Tam uyuşmanızla, cesaretinizle tüm Hıristiyanlara parlak bir birlik ve sebat örneğini verdiniz.

Çok sevgili kardeşim, Rab, lütfun da, sınav saatinin yaklaştığını önceden bildiriyor. Tanrı, kurtuluşumuza yönelik iyiliği ve ilgisi ile yakın mücadelemiz konusunda yararlı düşüncelerini bize aktarıyor. Pek iyi, bizi birbirimizi bağlayan o sevgi adına, tüm halk ile birlikte oruçta, gece toplantılarında ve duada ısrarlı olalım.

Bizleri sağlam, güçlü ve sebatlı yapan göksel silahlarımız bunlardır. Bunlardır bizleri koruyan tinsel silahlar ve tanrısal oklar. Karşılıklı olarak, tinsel bir uyum ve kardeşlikle bunları anımsayalım. Daima ve her yerde birbirimiz için dua edelim ve karşılıklı sevgi ile acılarımızı dindirmeye çalışalım.

 

Episkopos Aziz Kiprianus’ un şehitliğine ait prokonsül belgelerinden:

14 Eylül sabahı, prokonsül Galerius Maximus’ un emirlerine uygun olarak, Sesti’ de büyük bir kalabalık toplanmıştı. Prokonsül Galerius Maximus, Kiprianus’ un Sauciolus avlusunda yer alan oturuma getirilmesini emretti. Önünde olduğunda prokonsül Galerius Maximus sordu:

- Tascius Kiprianus sen misin?, Episkopos Kiprianus yanıt verdi:

- Evet, benim".

Prokonsül Galerius Maximus şöyle dedi:

- Kutsal şeylere karşı olan bir tarikatın başı olarak kendini takdim eden sen misin?

Episkopos Kiprianus yanıt verdi:

- Ben’im.

Galerius Maximus şöyle dedi:

- Çok kutsal imparatorlar sana adamanı emrediyorlar. Episkopos Kiprianus:

- Yapmam - dedi.

Prokonsül Galerius Maximus şöyle dedi:

- İyi düşün.

Episkopos Kiprianus yanıt verdi:

- Sana emredileni yap.

  

+

 

(Kiprianus, Sabır Üstüne, 13. 15)

Noel Hazırlık, 1. Hafta, Cumartesi

Görmediğimizi ümit ederiz.

Rabbimiz ve Hocamız, selametimiz için bize şu buyruğu verdi: "Kim sonuna kadar dayanacak olursa, bu kimse kurtulacaktır" (Mt. 10, 22; 24). Ve de şunu: "Eğer benim sözümde kalırsanız, gerçekten benim şakirtlerim olacaksınız, gerçeği tanıyacaksınız ve gerçek sizi özgür yapacaktır" (Yuh. 8,31.32).

Sevgili kardeşlerim, gerçek ve özgürlük ümidini elde edebilmek için, gerçeğin ve özgürlüğün kendisine erişebilmek amacıyla sağlam durmak ve sebat etmek gerekir. Hıristiyan olmamız keyfiyeti imanımızın ve ümidimizin temelini oluşturmaktadır. Ama ümidin ve imanın ürün verebilmesi için, sabır zorunludur.

Bizim aradığımız bu dünyanın şan ve şerefi değil, gelecek şan ve şereftir Havari Pavlus’ un bize bildirdiği gibi: "Kurtulduk, fakat bu, ümit olarak böyledir; ümit edileni görmek, artık ümit etmemektir:

görülen şey hala nasıl ümit edilebilir? Fakat, görmediğimiz şeyi ümit eden bizler onu sabırla bekliyoruz" (Rom. 8,24-35). Beklemek ve sabır, giriştiğimiz şeyin gerçekleşmesi için ve ümit ettiğimiz ve inandığımız şeyi Allah bize armağan eniği zaman, ona sahip olmak için zorunludurlar.

Başka bir yerde, Havan aynı dersi, gökte kendilerine daha büyük hazineler hazırlamak amacıyla ilahi yeteneklerin ürün vermesine çalışan dürüst kimselere vermektedir. Onları sabırlı olmaya şöyle çağırmaktadır: "O halde, zamanımız olduğu sürece, herkesin iyiliği, özellikle imanda yakınımız olanların iyiliği için çalışalım. Yılmadan iyilik yapalım, çünkü eğer yılmazsak, istenen zamanda ürün alacağız" (Gal. 6, 9.10). Bu şekilde Havan, insanın faaliyetinden sabırsızlıkla vazgeçmemesi, başarıya, şan ve şerefe erişmekten yan yolda dönmeyi gerektirecek eğilimlere kapılmaması gerektiğini bildirmektedir. Yoksa, sonuna kadar sürdürülmeyen girişimlerin nedeniyle, önceden gerçekleştirilmiş bulunan girişimler de kaybedilmiş olur.

Havari, merhametten söz ederken, buna dayanıklılığı ve sabrı da eklemiştir: "Sevgi yücedir, sevgi hoşgörülüdür, merhamet kıskanç değildir, övünmez, öfkelenmez, km tutmaz, her şeyi sever, her şeye inanır, her şeye umut bağlar, her şeye dayanır" (1. Kor. 13, 4-5). Her şeye dayandığına göre inatla sebat etmek yeteneğine sahip olduğunu gösterir.

Başka bir yerde şöyle demektedir: "Birbirinize sevgi ile tahammül gösterin; barış içinde birleşmiş olarak, aynı Ruh’ta birliği muhafaza etmeyi görev bilin" (Efes. 4, 2). Havari bu şekilde göstermek istemiştir ki eğer kardeşler birbirlerine tahammül göstererek karşılıklı olarak birbirlerini cesaretlendirmezlerse ve eğer sabır sayesinde dirlik düzenlik bağlarını muhafaza etmezlerse, ne birliği, ne de barışı muhafaza edebilirler.

  

+

 

(Kiprianus. Ölüm Üstüne, 18.2426)

Olağan 34. Cuma

Dünya arzuları ile gelip geçer; oysa Tanrı’nın isteğini yapan sonsuza dek kalır.

Kendi isteğimizi değil, Tanrı’nın isteğini yapmalıyız. Rabbin duada her gün istemeyi bizlere öğrettiği bir inayettir bu. Ama Tanrı’nın isteği olsun diye dua etmek ve öte yandan bizleri çağırdığında, bu dünyadan çıkmamız için davet ettiğinde isteğinin emrine uymakta kararsız davranmak bir çelişkidir! Karşı geliyoruz ve inatçı hizmetkarlar gibi geri çekiliyoruz. Tanrı’nın yüzü ile karşılaşacağımızı düşündüğümüzde korkuya ve sancıya kapılıyoruz. Sonunda bu yaşamdan, istekle değil de, zorlandığımız ve mecbur olduğumuz için çıkıyoruz. Bu denli isteksizlikten sonra O’ nunla karşılaştığımızda Tanrı’dan şan ve ödül istemeye kalkıyoruz!

Öyle ise, soruyorum ben, dünyaca hap solunmak halen hoşumuza gidiyorsa, neden dua edip göklerin saltanatının gelişini istiyoruz? Neden, sürekli yalvarışlarla, saltanatın zamanı gelsin diye ısrarla istek ve ricada bulunuyoruz oysa ki, ruhumuzda Mesih’le saltanat sürmektense bu dünyada şeytana hizmet etmek arzu ve emelini daha çok istiyoruz?

Mademki dünya Hıristiyan’dan nefret ediyor, neden senden nefret eden dünyayı seviyor ve seni kurtaran, seni seven Mesih’i izlemiyorsun? Yuhanna, mektuplarının birinde bedensel arzulara kapılıp dünyayı sevmememiz için feryat edercesine bizi yüreklendiriyor: "Dünyayı ve dünyaya ait şeyleri sevmeyin. Dünyayı sevende Baba’nın sevgisi yoktur. Çünkü dünyaya ait olan her şey doğal benliğin tutkuları, gözlerin tutkuları ve yaşamın verdiği gurur Baba’dan değil, dünyadandır. Dünya ve dünyasal tutkular geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar" (I. Yuh. 2, 15-17). Çok sevgili kardeşlerim, daha iyisi, açık bir akıl, sarsılmaz bir inanç ve yüce bir ruhla Tanrı’nın isteğini yerine getirmeye hazır olalım. Ölüm korkusunu koyalım, başlattığı ölümsüzlüğü düşünelim. Davranışlarımızla iyi birer Hıristiyan olduğumuzu gösterelim.

Sık sık bu dünyadan olmadığımızı ve burada sadece konuklar ve hacılar olarak kaldığımızı düşünmeliyiz. Her birimizi gerçek konutuna yerleştiren günü neşe ile kabul edelim, o gün ki, bu yüzyılın bağlarından kurtarıp, bizi cennete ve sonsuz saltanata özgür olarak iade ediyor. Vatanından uzak bulunup geri dönmek için acele etmeyen var mı? Vatanımız cennetten başka şey değildir. Sevdiklerimizin büyük bir kısmı bizi orada bekliyor, annelerimiz babalarımız bizleri arzu ediyorlar, kardeşlerimiz, çocuklarımız bayram edip neşeli bir topluluk halinde mutluluklarından artık emin durumdalar oysa kurtuluşumuz için halen heyecan duymaktalar. Onları görmek, tümüne sarılmak bizler ve onlar için birlik halinde ne büyük bir sevinç! Ölümden, o göksel saltanatta, artık hiç korkmamak ne denli tatlıdır ve sonsuza dek yaşamak ne mutluluktur!

Havarilerin şanlı korosu, Peygamberlerin coşan kalabalığı oradadır; oradadır şehitlerin sayısız ordusu, mücadelelerde galip geldikleri ve azaplara dayandıkları için şanlı taçlar giyen; bedenlerinin ve etlerinin arzularını cinsellikten arınmanın erdemi ile yenen şanlı bakireler; çeşitli şekilde yoksulları besleyerek ve yardım ederek merhametli davrananlar, Rabbin kurallarını böylece uygulayanlar ve dünyasal zenginliklerle göksel hazinelere sahip olanlar. Bu ermişlerin topluluğuna erişebilmek için tüm heyecanımızla acele edelim. Tanrı bu düşüncemizi görsün; Mesih, aklımızın, inancımızın bu niyetini fark etsin. Onu daha yakıcı bir arzu ile isteyenlere kendisi, sevgisi ile daha büyük ödüller verecektir.

  

+

 

(Kiprianus, Fortunatus’ a Kitabından. 13)

14 Ekim, Aziz Callistus Bayramı

Yaşayan Tanrı’yı terk etmek ve kendini dünyasal şeylerin tozlarına atmak ölüme götürür. Tanrı’nın yüceliği uğruna şehitliği ve ölümü kabul etmek ölümsüz yaşama yol açar.

"Bu anın elemleri, gözümüzün önüne serilecek olan yücelikle karşılaştırılmaya değmez" (Rom. 8,18).
Tanrı’nın dostu olmak, Mesih’in mutluluğuna katılmak ve böylece, dünyadaki eziyetlerden ve işkencelerden sonra, gökyüzünün ödüllerini almak için bu denli bir şana ulaşabilmek için her şekilde kendini zorlamayacak biri var mı? Dünyadaki askerler için, düşmanı yendikten sonra, vatana muzaffer olarak dönmek şanlı bir unvandır. Ama şeytanı yendikten sonra cennete muzaffer dönemin şanı daha yüce, daha değerli olmaz mı? Günahkar Adem’in kovulduğu yere, ilk başta bizi aldatmış olanı yere savurduktan sonra, zafer ganimetlerini geri getireceğiz. Tanrı’ya, pek çok takdir olunan bir armağan olarak, lekesiz inancımızı, sağlam aklımızın erdemini ve dindarlığımızın aydın övgüsünü sunacağız. Düşmanlardan öç alma vakti geldiğinde O’na katılacağız. Yargılamak için oturduğunda yanında olacağız. Mesih’in ortak mirasçıları ve meleklere ortak olacağız. Atalar, Havariler ve Peygamberler ile birlikte Göksel Krallığa sahip olma mutluluğuna erişeceğiz.

Bu gerçeklerin doğruya yönelik baskısına eşit orantılı hangi zulüm kötüye yönelik bir baskıyı yaratabilir? Hangi azaplar daha etkin olabilir?

Bu vaatlerle dolup taşan bir yürek sağlamlaşır, bu ödülden emin olan bir ruh hiçbir şeytan korkusuna ve dünyasal tehdide boyun eğmez; ruh, demek istiyorum, gelecek yaşamın kesin ve sağlam inancı ile desteklenir.

Baskının fırtınası Hıristiyanları hedef tutsun. Onlar korkmayacaklar; çünkü üzerlerinde açılan gökyüzünü görürler. Şeytan onları tehdit etse de, Mesih korur. Ölüm cezasına çarptırsınlar, ama ölümsüzlük izlesin onları. Bu dünyadan memnunluk içinde çıkmak, acılar ve zorluklar içinde çıkmak, eskiden insanları ve dünyayı gören gözleri kapatıp hemen sonra Tanrı’yı, Mesih’i görmek için yeniden onları açmak ne mutluluk, ne sevinçtir! Mutluluğa bu geçiş ne de hızlı görünüyor! Bir anda dünyadan alınıp göklerin krallığına yerleştiriliyorsun!

Tüm bunları akıl ve yürekle düşünmeli ve gece gündüz derin düşünme konusu olmalı. Baskı, böylesine bağlı bir Mesih askerini bulursa, ödüle yönelik gücünü yenemeyecektir. Şayet en yüce çağrı daha önce gelirse, şehitliğe hazır olan inanç ödülsüz kalmayacaktır. Öncesi ve sonrası yargıç Tanrı’nın bağış ettiği ödülü etkilemez. Baskıda, zaferi elde eden mücadele onurlandırılır; barışta ise örnek davranış.

  

+

 

(Kiprianus, Mektupları’ndan, 58,8-9.11)

11 Nisan, Aziz Stanislas Bayramı

Yeryüzünde Kilise, dünyanın anlayamadığı bir şekilde, aynı anda ağlar ve neşelenir.

İnanç savaşında mücadele edip dövüştüğümüzde Tanrı bize bakıyor, melekleri bakıyor ve Mesih de bize bakıyor . Tanrı’nın gözü önünde savaşmak, yargıç Mesih’in eliyle taç giymek ne büyük bir onur ve mutluluk!

Silahlarımızı kuşanalım, sevgili kardeşler, tüm güçlerimizi toplayalım ve dürüst bir vicdanla, tam bir inanç ve sağlam erdemlerle savaşa hazırlanalım. Tanrı’nın tüm orduları bu şekilde, katılmak zorunda oldukları mücadeleye doğru ilerlesinler.

Havari: "Böylece, belinizi gerçekle kuşatmış,göğsünüze doğruluk zırhını takmış ve ayaklarınıza esenlik müjdesini yayma hazırlığını giymiş olarak yerinizde durun. Bunların hepsine ek olarak, Şeytan’ın bütün ateşli oklarını söndürebileceğiniz iman kalkanını elinize alın. Kurtuluş miğferini ve Tanrı sözü olan Ruhun kılıcını alın" (Ef. 6, 14-17) diyerek bize silahlanmayı ve hazırlanmayı öğretiyor.

Kötülük gününde Şeytanın saldırılarına dayanabilmek ve onları püskürtebilmek için bu silahları alalım, bu tinsel korumalarla kendimizi donatalım.

Doğruluk zırhını giyinelim ki, göğsümüz düşmanın darbelerinden korunmuş ve savunulmuş olsun. Ayaklarımız müjdenin öğretisini giysin. Bu şekilde yılanı ayaklarımızın altına alıp ezersek, onun tarafından ısırılmayacak ve yenilmeyeceğiz.

İnanç kalkanını sağlam tutalım ki, düşmanın bize fırlattığı her ateşli ok ona çarparak sönsün.

Başımızı korumak için tinsel miğferi alalım, kulaklarımızı öldürücü sözleri duymaktan ve gözlerimizi nefret edici görüntüleri görmekten koruyalım. Tanrı’nın işaretini bozulmadan taşıyabilmemiz için alnımız ve Rab İsa Mesih’e bir zafer havası içinde tanıklık edebilmemiz için ağzımız korunsun.

Sağ elimizle tinsel kılıcı tutalım ki kirli kurbanları geri püskürtsün ve Efkaristiya’ yı anımsayarak, Rabbin bedenini alsın, sarılsın ve göksel taçların ödülünü Tanrı’dan almayı beklesin.

Tüm bunlar, sevgili kardeşlerim, yüreklerinizde kalsın. Şayet bunları derin düşünce konusu yaptığımızda zulüm günü gelip çatarsa, Mesih’in askeri kuralları ve önerileri ile eğitilmiş olduğundan savaştan korkmayacak taç için hazır olacaktır.

 

+

 

(Kiprianus, İman Şahitlerine Mektup. 6, 1-2)

Şehitler için Genel Duaları

Eğer onunla birlikte acı çekersek, onunla birlikte hükmederiz.

 

Çok sevgili kardeşlerim, sizlere selamımı gönderiyorum ve eğer durumum müsaade etseydi, huzurunuzda şahsen uğramayı da arzu ederdim. Gerçekten benim için, sizin ve kollarınızın arasında olmaktan, küfür teşkil eden bir ibadeti reddetmiş bulunan bu saf ve masum eller tarafından sıkılmaktan daha arzu edilir ve daha hoş ne olabilir?

Rabbi şanla benimsemiş bu dudakları öpmekten, dünyadan göz çevirerek, Allah’ı görmeye layık olmuş bulunan gözleriniz tarafından yakından görülmekten daha sevindirici ve daha soylu ne olabilir?

Fakat bu mutluluğu gerçekleştirmek mümkün olmadığına göre, kulaklarınızda ve gözlerinizde benim yerime geçecek olan bu mektubu size gönderiyorum. Bu mektup bana hem sizi tebrik etmek, hem de sizi teşvik etmek imkanını veriyor: semavi görkemi benimsemekte cesaretli ve ısrarlı olun; mademki ilahi lütuflar yoluna girdiniz, tacı alabilmek için ilham edilmiş bir cesaretle ilerleyin; Rab sizin rehberimiz ve koruyucunuzdur; o, şöyle diyor: İşte ben zamanların sonuna kadar her gün sizlerle beraberim.

Sizin mevcudiyetinizin aydınlattığı hapishane mutlu bir hapishanedir! Allah’ın adamlarını göğe doğru gönderen hapishane mutlu bir hapishanedir! Güneşten bile daha parlak, dünyanın bu meşalesinden daha ışıklı karanlıklar, içinde Allah’ın mabetlerinin yerleşmiş bulunduğu, içinde uzuvlarınızın, onun isminin ikrarı ile kut-sanmış olduğu hapishane!

Acılara göğüs germe cesaretini sizlere vermek için Kutsal Ruh’un yararlanmış olduğu Rabbin öğrettiklerinden ve buyruklarından başka şimdi artık kalplerinizde ve ruhlarınızda hiç bir şey bulunmasın. Hiç kimse ölümü düşünmesin, ölümsüzlüğü düşünsün; geçici acıları düşünmesin, ebedi görkemi düşünsün. Çünkü şöyle yazılmıştır: Doğruların ölümü Allah nezrinde değerlidir. Ve de şöyle: Allah’ı hoşnut eden kurban, kırık bir ruhtur; Allah kırık ve yorgun kalbi hor görmez

Ve yine (Kutsal Yazının Allah’ın şehitlerini kutsayan ve acı sınavı ile onları kutsallaştıran işkencelerden özettiği yerde): İnsanların gözünde onlar ceza çekmektedirler, fakat ümitleri sayesinde onlar daha o vakit ölümsüzlüğe kavuşmuşlardı. Onlar ulusların yargıçları ve halkların hocaları olacaklardır ve Rab ebediyen onlar üzerinde hüküm sürecektir.

O halde Mesih’le birlikte yargılayacağınızı ve hüküm süreceğinizi düşündüğünüzde sevinçten titrememeniz ve şimdiki işkenceleri gelecek mutluluğun sevinci içinde ayaklar altında çiğnememeniz imkansız olacaktır. Biliyorsunuz ki, dünyanın başlangıcından beri bu böyle düzenlenmiştir: Adalet asırla mücadelesi sırasında yer yüzünde acı çekecektir. Çünkü daha başlangıçta doğru Habil öldürülmüştür, arkasından da bütün doğrular, Peygamberler ve Allah tarafından gönderilmiş Havariler.

Bütün bunlara, ayrıca, Rab kendini örnek olarak verdi. Çünkü kendi ülkesine ancak kendisinin tutmuş olduğu yolda onu izleyerek erişilebileceğini öğretmektedir; bu dünyada kendini sevmek, kendini kaybetmektir, bu dünyada kendinden nefret etmek, kendini ebedi hayata saklamak demektir. Bedeni öldürüp ruhu öldüremeyenlerden korkmayın; daha çok cehennemde bedeni olduğu gibi ruhu da yok edebilenden korkun.

Aziz Pavlus da bizi aynı şekilde teşvik ediyor; mademki Rabbin bize vaat ettiği şeye erişmek istiyoruz, o halde her şeyde Rabbi taklit etmeliyiz; bizler Allah’ın çocuklarıyız. Onun çocukları olduğumuza göre, onun mirasçılarıyız, Mesih’le birlikte mirasçılarız, şu şartla ki, onunla birlikte görkem içinde olmak için, onunla birlikte acı çekelim.

 

+

 

(Kiprianus, Aziz Fabianus’ un Şehitliği ile ilgili

Mektuplarından, 9.1 ve 8,2-3)

20 Ocak, Aziz Fabianus Bayramı

Her şeyi zarar gibi görüyor ve Mesih’i kazanabilmek açısından çöp gibi sayıyorum.

Papa Fabianus’ un ölümünden haberdar olduktan sonra Aziz Kiprianus Roma’daki rahiplere ve diyakozlara şu mektubu yazdı:

"Episkoposluktaki aziz kardeşimin ölüm haberi bizde halen kesinleşmemişti ve edinilen bilgiler kuşku vericiydi ki diyakoz yardımcısı Crementius ile bana göndermiş olduğunuz mektubu aldım ve şanlı ölümünü öğrenmiş oldum.

Bu konuda sizi de kutluyorum. Çünkü görkemli ve parlak bir tanıklıkla, anısını sayıyor, episkoposunuzun şanlı anılarını bize de bildiriyor, bir inanç ve cesaret örneğini bize de sunuyorsunuz.

Gerçekten nasıl ki başta bulunanın düşüşü halk için zararlı ise kardeşlerine bir inanç sağlamlığı örneği olarak kendini sunan bir episkopos, aksine, yararlı ve sağlıklıdır."

Öyle görünüyor ki, bu. mektubu almadan önce, Roma Kilise’si Kartaca Kilise’sine baskılardaki sadakatini bu tanıklıkla sunmuştur. "Kilise inancın gücü ile dayanıyor. Doğrudur ki bazıları, yüksek toplumsal mevkilerinden dolayı yaratabilecekleri yankılardan etkilenerek ya da insana özgü dayanıksızlıkları yüzünden yenik düştüler, yine de, her ne kadar bizden ayrılmışlarsa da, biz onları bu saf değiştirmelerinde terk etmedik, aksine yardım ettik ve halen onlara yakınız ki tövbe ederek kendilerini temize çıkartsınlar ve affedebilen tarafından affedilsinler.

Şayet biz onları kendilerine teslim etseydik düşüşleri çaresiz olurdu.

Siz de, sevgili kardeşlerim, aynı şeyi yapmaya çalışın, düşenlere elinizi uzatın ki yeniden kalkabilsinler. Böylece, yeniden tutuklanırlarsa, inançlarına tanıklık etmek ve bir önceki yanlışlıklarını düzeltmek için kendilerini suçlu hissedecekler.

İzin verin de, burada, bir başka sorunda izlenilecek yolu size açıklayayım.

Sınavda yenik düşenlerden, hasta olanlar ya da pişman olup Kilise ile birleşmek arzusunda olanlar yardım görmeliler. Dullar ve kendiliklerinden başvurma olasılığına sahip olmayanlar ve de hapiste ya da evlerinden uzakta bulunanlar, kendilerine bakacak birilerini bulmalıdırlar. Hastalanan Hıristiyan adayları (katekümenler) bile yardım beklentilerinde hayal kırıklılığına uğramamalıdırlar.

Hapiste olan kardeşler, rahipler ve Rabbin adını alanları büyük bir ilgi ile gözetleyen tüm Kilise sizi selamlıyorlar. Bizde anımsamanızın karşılığını talep ediyoruz."

 

+

 

(Kiprianus, Mektuplarından. 80)

7 Ağustos, Aziz Sikstus Bayramı

Anlattıklarımın episkoposluktaki diğer meslektaşlarımıza da bildirilmesini talep ediyorum. Ölümden çok ölümsüzlüğün yararını düşünmelerinde bir dürtü olacaktır.

Sevgili kardeşim, yazılarından birini sana hemen gönderemedim. Çünkü bu Kilise’nin rahiplerinden hiç biri zulmün fırtınasına kapıldıklarından yola çıkacak durumda değildi. Tanrı’ya şükürler olsun ki, tümü de ruhlarında hemen gökyüzünde çıkmaya hazırdı.

Elimdeki bilgileri sana şimdi bildiriyorum.              

Yetkinin hakkımda aldığı kararı, her ne türden olursa olsun, öğrenip bildirmeleri ve böylece ortada dolaşan hayallere ve varsayımlara bir son vermeleri için Roma’ya gönderdiğim haberciler geri döndüler. Gereken şekilde kesinleşen gerçek budur.

İmparator Valerianus, episkoposların, rahiplerin ve diyakozların anında öldürülmelerini karara bağlayan bildirisini senatoya göndermiştir. Senatörler, ileri gelenler ve Romalı şövalye unvanına sahip olanların ayrıcalıkları ve servetleri ellerinden alınacaktır. Şayet, hacizden sonra bile, Hıristiyan inançlarında ısrar ederlerse ölüm cezasına çarptırılacaklar. Hıristiyan hanımlar, servetlerine el konulduktan sonra, sürgüne gönderilecekler. Hıristiyan inançlarına tanıklık etmiş ya da edecek olan tüm imparatorluk görevlilerinin mallarına da el konulacaktır. Daha sonra bunlar tutuklanacak ve imparatorluk topraklarındaki ırgatlara dahil edilecekler.

Valerianus bildirisine il valilerine gönderilen ve benle ilgili olan bir mektubunun suretini eklemiştir. Bu mektubu günden güne bekliyorum, hatta sağlam ve güçlü inancımla bir an önce geleceğini ümit ediyorum. Şehitlik konusundaki kararım kesindir. Güven içinde şehitliği bekliyorum, Tanrı’nın iyiliğinden ve cömertliğinden sonsuz yaşam tacını alacağıma güvendiğim gibi.

6 Ağustos’ta Ksistus’ un, mezarlık bölgesinde bulunurken1 dört diyakoz ile birlikte şehit düştüğünü size bildiriyorum.

Romalı yetkililerin kurallarına göre Hıristiyan diye ihbar edilenler ölüme mahkum oluyor ve malları imparatorluğun hazinesine aktarılıyor.

Anlattıklarımın episkoposluktaki diğer meslektaşlarıma da bildirilmesini talep ediyorum, öyle ki öğütleri ile topluluğumuz yüreklendirilsin ve tinsel mücadeleye gitgide daha iyi hazırlansın. Ölümden çok ölümsüzlüğün yararını düşünmelerinde, kendilerini yakıcı bir inanç ve kahraman bir güçle Rabbe adamalarını inançlarına tanıklık ederken korkudan çok sevinç duymalarına bir dürtü olacaktır. Tanrı’nın ve Mesih’in askerleri çok iyi bilirler ki kurban olmaları bir ölüm değildir, bir yücelik tacıdır.

Sevgili kardeşim, seni Rab adına selamlıyorum.

  

+

 

(Kiprianus. Mektuplarından, 10,2-35)

13 Ağustos, Aziz Pontianus ve İppolitus Bayramı

Şehidin kişiliğinde Mesih’in kendisi de mücadelede hazır bulundu, adını koruyanları ve savaşanları cesaretlendirdi, güçlendirdi ve canlandırdı.

Ey çok güçlü kardeşlerim, sizleri hangi övgülerle yüceltebilirim? Ruhlarınızın cesaretini hangi övücü sözlerle layığı ile kutlayabilirim, inancınızın kararlılığını ne gibi deyimlerle övebilirim? Zor sınava şana kadar katlandınız, acılara teslim olmadınız aksine işkenceler size teslim oldular. Acılara son vermeyen eziyetler yücelikle sonuçlandılar. Azap uzun sürdü, işkence oldukça acımasız oldu, oysa sağlam bir inancı yok edemedi ve tek sonucu Tanrı’nın insanlarını bir an önce Rabbe götürmek oldu.

Hazır olan kalabalık, duygulanarak, Tanrı’nın göksel savaşını ve Mesih’in tinsel mücadelesini izledi, hizmetkarlarının kararlılığını gördü, içtenlikli ve cesur seslerini duydu, ruhlarının inanılmaz sağlamlılığı karşısında şaşırdı, onları destekleyen tanrısal güce hayret etti, bu dünyamızın oklarına karşı korumasız olmalarına karşın hepsi de inançlıların silahları ile kuşandığını gördü, yani inançla. İşkence edilenler ayağa kalktı, işkencecilerden daha güçlü ve ezilen, parçalanan üyeler ezen parçalayan pençeleri yendiler.

Darbeler darbeleri izliyordu, fakat azgınlaşmaları fethedilemeyen inançlarını yenemedi, her ne kadar Tanrı hizmetkarlarının bedenleri parçalandıktan sonra artık işkence edilen üyeleri değil de yaraları oldu. Kan akıyordu, baskının yangınını söndürmek, cehennemin alevlerini ve ateşini şanlı akışı ile bastırmak için. Ah, ne türdendi Rabbin o gösterisi, ne denli ulu, ne denli büyük ve askerinin sadakati ve bağlılığı ile Tanrı’nın gözlerine ne denli hoşa giden. Kutsal Ruh’un mezmur’ lar da söylediği ve ilan ettiği şey gerçekleşti:

"Rabbin gözünde değeri vardır, sevdiklerinin ölümünün" (Mezm. 115, 15). Kendi kanı karşılığında ölümsüzlüğü ile edenin, son fedakarlıkla Tanrı’nın tacını alanın ölümü değerlidir?

Ne denli sevinçli oldu Mesih, bu hizmetkarlarında ne denli bir istekte mücadele etti ve kazandı! Mesih inancın koruyucusudur. İnanç sahibi olanlara, varolabilirliklerine orantılı olarak veren O’dur. Şehidin kişiliğinde varoluyor kendi mücadelesinde, mücadele edenleri ve adını koruyanları cesaretlendirdi, güçlendirdi ve canlandırdı. Bizim için ölümü bir kez yenen, bizde daima yener. Tanrı’nın yine aydınlattığı ve bunca yücelikle onurlandırdığı, ey ermiş Kilise’miz, şehitlerin şanlı kanı ile bugün de görkemleşen Kilisemiz! Eskiden kardeşlerimizin uğraşılan ile lekesizdi, şimdi ise şehitlerin kanı ile lal rengini aldı. Çiçekleri arasında zambak ve gül eksik değiller. Herkes yüce ikili şana umut beslesin ve en azından ya uğraşıların bembeyaz ya da şehitliğin lal rengi tacını elde etmeye baksın.

  

+

 

(Kiprianus, Papa Kornelius’ a Mektubundan, 60, 1-2.5)

16 Eylül, Kornelius ve Kiprianus Bayramı

Tek bir kalbe, tek bir ruha sahip olalım.

Kiprianus’ un episkoposlukta kardeşi olan Kornelius’ a mektubu.

Çok sevgili kardeşim, imanınız ve cesaretiniz konusunda verdiğiniz kanıtları öğrendik; ve iman tanıklığınızın asaletini öyle bir coşku ile karşıladık ki, kendimizi layık olduğunuz övgülerin ortaklan ve arkadaşları olarak sayıyoruz. Çünkü biz tek bir Kilise oluşturuyoruz, fikirlerimiz birdir, birliğimiz bozulamaz. O halde hangi episkopos, meslektaşlarının birinin şanından sanki kendisine ait bir şan ve şerefmiş gibi sevinmez? Nerede olursa olsun hangi kardeşler gurubu kardeşlerinin sevincinden mutluluk duymaz? Cesaretinizin müjdelerini aldığımızda burada hasıl olan tüm coşkuyu ve tüm sevinci ifade etmek mümkün değildir Kardeşler tarafından yapılan iman tanıklığının başı oldun ve kardeşlerin iman tanıklığı, başkanın iman tanıklığını ortaya koydu. Çünkü görkeme doğru ilk olarak yürümekle, bir çok görkem arkadaşları edinmiş bulunuyorsunuz; herkesin adına ilk olarak iman tanıklığı yapmaya hazır olduğunuzu göstererek, bütün halkı iman tanığı olmaya sevk ettiniz. Bu nedenle, sizde önce neyi kutlamamız gerektiğini bilemiyoruz: süratli ve sarsılmaz imanınızı mı, yoksa sizden ayrılmak istemeyen kardeşlerin o sevgisini mı.

En önde yürüyen episkoposun cesareti halkın gözleri önüne serilmiş oldu ve sizi izleyen kardeşlerin birliği de aynı zamanda kendini göstermiş oldu. Sizin aranızda tek bir yürek ve tek bir ses olmuş olması dolayısıyla, bütün Roma Kilise’si Mesih’e iman tanıklığı etmiş oldu.

Çok sevgili kardeşim, sizin cemaatinizde mutlu Havarinin övgüsünü yapmış olduğu o imanın fışkırdığını gördük. Cesaretinizin bu görkemini, metanette bu ısrarınızı O daha önceden zihnen görüyordu ve daha sonra olacakların övgüsü ile sizin meziyetlerinizi ilan ederek, oğullarını teşvik etsinler diye babaları coşturuyordu. Birlik olmakla, cesaretli olmakla, öteki kardeşlere büyük birlik ve cesaret örnekleri verdiniz.

Çok sevgili kardeşim, bizi birleştiren karşılıklı sevgi adına, elimizden geldiği kadar sizi teşvik ediyoruz; mademki Rabbin inayeti bizi uyarıyor, mademki ilahi sevginin selamete kavuşturan uyarılan savaş vermemiz gereken günün yaklaştığını bize haber veriyor, o halde bütün halkımızla birlikte dua etmekten, oruç tutmaktan ve uyanık kalmaktan geri durmayalım. Çünkü direnmemizi ve cesaretle sebat etmemizi sağlayan elimizdeki semavi silahlar bunlardır; işte bizi koruyan tinsel surlar ve ilahi silahlar.

Birbirimizi anımsayalım, tek bir kalbe, tek bir ruha sahip olalım; her birimiz ayrı ayrı birbirimiz için dua edelim; birbirimize karşı olan sevgimizle geçirdiğimiz sınavları ve sıkıntılarımızı hafifletelim.

 

+

 

(Kiprianus, Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 1-3)

Paskalya Hazırlık I .Hafta, Salı

Tanrı’ya Mesih’in sözleri ile dua etmek, Mesih’in duasını kulaklarına kadar yükseltmek dostça, teklifsizce bir dua şeklidir.

İncil’in öğretileri, hiç kuşkusuz ki, Tanrısal öğretilerdir, sevgili kardeşlerim, umudun dayandığı temellerdir, inancı sağlamlaştıran destekler, yüreği besleyen gıdalar, kurtuluşu elde edebilmek için yardımlardır. Burada yeryüzünde inanç sahiplerinin uysal akıllarını eğitir ve onları göksel krallığa götürürler.

Tanrı istedi ki birçok şey, hizmetkarları olan Peygamberlerin aracılığı ile söylenilsin ve dinlenilsin. Oysa ki Oğlunun aracılığı ile ilettiği gerçekler sonsuz derecede daha yücedirler. Tanrı sözünün, Peygamberlerde varolmakla birlikte şimdi kendi sesi ile beyan ettikleri daha benzersizdir, şöyle ki artık yolu hazırlansın diye emretmiyor, fakat kendi gelip izlenecek yolu açıp bize gösteriyor. Eskiden ölümün karanlıklarında gezginci, değersiz ve kör gibiydik, şimdi ise lütfun ışığı ile aydınlatılmış, Rabbin rehberliği ve yardımı ile yaşam yolunda ilerleyebiliriz.

Halkının kurtuluşuna yardımcı olmak için verdiği yararlı öneriler ve tanrısal öğretilerin arasında O bize dua kuralını da verdi, isteyeceğimizi önerdi ve öğretti. Yaşamı vermiş olan bize dua etmeği de öğretti ve bunda, başka şeyleri verdiğinde ve temin ettiğinde gösterdiği iyilikseverliği gösterdi, öyle ki bizler Oğul’un öğrettiği yakarış ve dua ile Babaya seslendiğimizde, kendimizi daha kolayca dinletebilelim.

Gerçek tapınanların Baba’ya ruhta ve gerçekte, tapınacakları saatin geleceğini önceden söylemişti ve sözünü yerine getirdi ki bizler, kutsamasından ruhu ve gerçeği almakla bağışının lütfu ile gerçekten ve tinsellikle tapınalım.

Kutsal Ruh’u da bize gönderen Mesih’in verdiği duadan daha tinsel olabilecek dua var mı? Baba’ya sunulan hangi dua Oğlun, ki ger­çektir, ağzından çıkan duadan daha gerçek olabilir? Bize öğrettiğinden değişik şekilde dua etmek salt cehalet değil suç da olur. Çünkü kendisinin doğruladığı gibi: "Tanrı’nın buyruğunu kenara itip kendi geleneğinizi sürdürün" (Mk. 7,9).

O zaman, kardeşlerim, Öğretmenimiz Tanrı’nın bize öğrettiği gibi dua edelim. Tanrı’ya Mesih’in sözleri ile dua etmek, Mesih’in duasını kulaklarına kadar yükseltmek dostça, teklifsizce bir dua şeklidir.

Biz dua ederken Baba Oğlu’nun sözlerini tanısın; yüreğimizin içinde konak]ayan 0, sesimizde de bulunsun. Mademki Baba’nın huzurunda avukatımızdır, günahkarlar gibi günahlarımız için yalvardığımızda avukatımızın sözlerini kullanalım. O’nun adına Baba’dan istediğimiz her şeyin bize verileceğini söylediyse, Mesih adına istediğimizi kendi duası ile istersek daha etkili bir şekilde elde edebileceğiz.

              

+

 

(Kiprianus. Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 4-6)

Olağan II. Pazar

Dua öyle bir şekilde okunsun ki, sessizliği ve korkuyu alçakgönüllülüğü ve ihtiyatlılığı içerebilsin.

Dua edenler için sözler ve dua öyle bir şekilde okunsun ki, sessizliği ve korkuyu içerebilsinler. Tanrı’nın huzurunda olduğumuzu düşünelim. Tanrısal gözlere gerek bedenin durumu gerekse ses tonlaması ile hoş görünmeli. Çünkü nasıl ki sokak çocuklarının özelliği şamata çıkartmak ise, kibar olanın özelliği de, aksine, ölçülük ve derin düşünme içinde dua etmektir. Kaldı ki Rab bize konutlarda bile kenarda veya uzak kalmış yerlerde dua etmemizi emretti ve öğretti. Çünkü inancın özelliği Tanrı’nın her yerde olduğunu, herkesi görüp duyduğunu ve yüceliğinin dolgunluğu ile en saklı ve gizli yerlere bile girdiğini bilmektir. Yazıldığı gibi: Ben uzakta değil, yakında olan Tanrı’yım. İnsan saklı yerlerde gizlenirse ben onu bu yüzden görmez miyim? Yoksa ben gökyüzünü ve yeryüzünü doldurmuyor muyum? (bk. Mersiyeler 23, 23-24). Yine, her yerde Rabbin gözleri iyileri ve kötüleri izliyorlar (bk. Meseller 15, 3).

Kardeşlerle bir araya gelip Tanrı’nın hizmetkarı ile birlikte kutsal gizleri kutladığımızda saygı ve terbiyeyi anımsayıp dualarımızı her yere dalgalandırmamalıyız. Tanrı’ya alçakgönüllülük ve inanç bağlılığı içinde sunulacak bir ricayı gürültülü bir ağız kalabalığı ile dile getirmemeliyiz. Tanrı sesi değil, yüreği dinler. Tanrı’nın dikkatini çekmek için bağırmak gerekmez. Çünkü 0 düşüncelerimi görür. "Yüreğinizde neden kötü düşüncelere yer veriyorsunuz?" (Mt. 9, 4) dediğinde bunu çok iyi kanıtlıyor. Bir başka yerde şöyle diyor: "O zaman bütün topluluklar, gönülleri ve yürekleri denetleyenin ben olduğumu bilecekler" (Esin. 2,23).

Bu yüzdendir ki Kralların I. Kitabında, Kilise’nin imgesini içeren Anna Tanrı’dan istediği şeyleri koruyup saklıyor ve bunları yüksek sesle değil de fısıldayarak ve ihtiyatla istiyor, yüreğinin gizi içinde. Gizli bir dua ve açık bir inançla konuşuyordu. Sesi ile değil de yüreği ile konuşuyordu. Çünkü Tanrı’nın bu şekilde dinlediğini biliyordu. İstediklerini etkili bir şekilde elde etti. Çünkü güvenerek istedi. Kutsal Kitap bunu açıkça beyan ediyor: Yüreğinde dua ediyordu ve salt dudaklarını kımıldatıyordu oysa sesi duyulmuyordu ve Rab onu duydu (bk. 1. Sam. 1,13). Aynı şekilde mezmur lar da şunu okuyoruz: Yatağınızda iyi düşünün, kalbinizi dinleyin (bk Mez. 4, 5). Yeremya’ nın aracılığı ile Kutsal Ruh önerip öğretiyor "Sen, ey Rab, vicdanda tapınmalısın" (Baruk 6,6).

Bu yüzden, çok sevgili kardeşlerim, dua eden, vergi memurunun tapınakta Ferisi ile birlikte nasıl dua ettiğini görmezliğe gelmesin. Gözlerini, utanmaksızın gökyüzüne çevirmiyordu; kollarını ölçüsüzce havaya kaldırmıyordu. Fakat göğsünü yumruklayarak ve içinde gizlenen günahları mahkum ederek, tanrısal merhametin yardımını diliyordu. Ferisi kendi ile övünürken suçsuzluğa hak kazanan vergi memuru oldu. Çünkü hiç kimse suçsuz olmadığından, kurtuluş umudunu suçsuzluğunun güvenine bağlamamıştı. Günahlarını alçakgönüllülükle itiraf ettikten sonra dua ediyordu. Böylece alçakgönüllü olanları affeden O, duasına kulak verdi.

 

+

 

(Kiprianus, Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 8-9)

Olağan II. Pazartesi

Duamız herkese açık ve evrenseldir, tinsel güçle doludur ve göksel öğretinin gerçek özetidir.

Her şeyden önce barışın Doktoru ve birliğin Öğretmeni duanın yalnızca kişisel ve özel, yani bencil ve birinin kendi için dua etmesi gibi olmasını istemedi. "Gökte olan Baba" veya "Bugün ekmeğimi bana ver" demiyoruz, hiç kimse salt kendi borcunun affedilmesini ya da salt kendi için günaha sürüklememesi ya da kötülükten kurtulabilmesi için dua etmiyor. Bizim için dua herkese açık ve evrenseldir ve dua ettiğimizde bir tek kişi için değil de tüm halk için yalvarıyoruz. Çünkü halkın tümü tek bir şeyi oluşturuyor. Birliği öğreten barışın Tanrı’sı ve uyuşmanın Öğretmeni herkesin herkes için dua etmesini istedi, herkesi tek bir bireyin kişiliğinde getirdiği gibi.

Alevlerin ateşine kapatılan üç çocuk duanın bu kuralını uyguladılar, hep birlikte duada birleştiler ve tinsel uyumda oybirliğinde bulundular. Kutsal Kitap bunu beyan ediyor. Bir arada dua ettiklerini söylemekle bize izlenilecek bir örnek veriyor ki biz de aynısını yapalım. O zaman, diyor, üçü birden tek bir sesle bir ilahi okuyup Tanrı’yı kutsuyorlardı (bk. Daniel 3, 51). Tek bir ses gibi konuşuyorlardı ve Mesih onlara dua etmeyi daha öğretmemişti. Bu şekilde dua ettikleri içindir ki sözleri etkin oldu, dilekleri yerine getirildi: barıştan esinlenen, basit ve içten gelen dua Tanrı’nın lütfunu kazanır. Rabbin göğe çıkmasından sonra Havarilerin, öğrencileri ile birlikte dua ettiklerini yazılmış olduğunu görüyoruz. "Bunların hepsi, İsa’nın annesi Meryem, diğer kadınlar ve İsa’nın kardeşleriyle tam bir birlik içinde sürekli dua ediyorlardı" (H. İ. 1, 14). Dua’da süreklilik ve birlik halindeydiler, gerek duadaki süreklilik gerekse birlikle, evinde oybirliğiyle oturan Tanrı’nın tanrısal ve sonsuz konutta (bk. Mezm. 67, 7) salt gönül birliği ile dua edenleri kabul ettiğini belirtiyorlardı. Çok sevgili kardeşlerim, Rabbin duasındaki açıklamalar öylesine çok ve değişik ki! Bunlar kısa, oysa tinsel güçle yüklü, bir yardım çağrısında bir araya getirilmiştir. Bu övgü ve talep duamızın içermediği şey yoktur. Bu yüzdendir ki gerçek bir tanrısal öğreti özetini oluşturuyor. Yeni insan, lütfu aracılığı ile kendi Tanrısı tarafından yeniden doğmuş ve yapılanmış, ilkin "Baba" diyor çünkü oğlu olmağa zaten başlamıştır. "Kendi yurduna geldi" diye yazılmıştır" ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Ancak, kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi" (Yu. 1, 11-12).

O halde kim adına inanmış ise ve Tanrı’nın Oğlu olmuş ise bundan başlamalıdır. Gökyüzünde Tanrı’nın Babası olduğunu gösterip şükretmeli ve Tanrı’nın Oğlu olduğunu açıkça söylemelidir.

 

+

 

(Kiprianus, Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 1 ı-12)

Olağan II. Salı

Adın kutsansın diyerek dua etmek, Tanrı‘yı tanımayı istemek demektir. Oysa ki Tanrı’nın en ince bilgisi yaşam vericidir, değiştiricidir. Tanrı’nın kutsallığını algılamak bu kutsallığı yaşamak demektir.

Ne denli yücedir Rabbin lütfu, ne denli yüksektir bize kadar alçalması ve ne denli harikadır bize karşı iyiliği! Duamızı onun önünde kutlamamızı ve Baba adı ile onu çağırmamızı ve nasıl ki Mesih Tanrı’nın Oğlu’dur, bizim de kendimize Tanrı’nın oğulları dememizi istedi. Kendi bu şekilde dua etmemize izin vermeseydi, hiç birimiz bu adı duada söylemeye cesaret etmezdi. Bu yüzdendir ki, sevgili kardeşlerim, şunu anımsamalı ve bilmeliyiz ki, biz Tanrı Baba’dan hoşnut kaldığımız gibi 0 da bizden hoşnut olsun.

Tanrı’nın bizde konakladığı görülsün diye Tanrı’nın tapınağı gibi davranalım. Hareketlerimiz ruhla ters düşmesin, çünkü tinsel ve göksel yaratıklar olmaya başladığımızdan tinsel ve göksel şeylerden başka şey düşünmemeliyiz ve yapmamalıyız madem ki Rabbin kendisi de: "Bana hürmet edenlere hürmet edeceğim ve beni hor görenler küçük düşeceklerdir" (I. Sam. 2,30) diyor.

Ermiş Havan de bir mektubunda şöyle yazıyor "Siz kendinize ait değilsiniz. Bir bedel karşılığı satın alındınız, bunun için Tanrı’yı bedeninizde yüceltin" (1. Kor. 6,20).

Bundan sonra: "Adın kutsansın" diyoruz, Tanrı’ya dualarımızla kutsamış olmasını dilediğimiz için değil de Rab’den adının bizde kutsamasını istediğimiz içindir. Kaldı ki kendi kutsadığına göre Tanrın kim tarafından kutsanabilir ki? "Siz de kutsal olacaksınız, çünkü ben kutsalım" (Levililer 11,45) diyor. Bunun içindir ki, vaftiz ile kutsamışken, olmaya başladığımız şeyde sebat edebilmemiz için istekte bulunup yalvarıyoruz. Bunu her gün istiyoruz. Çünkü günlük bir kutsamaya gereksinim duyuyoruz. Her gün günah işlediğimize göre, sürekli bir kutsama ile suçlarımızdan arınmalıyız.

Tanrı’nın merhameti ile bizde yer alan kutsamanın hangisi olduğunu Havan ilan ediyor: "Ne cinsel ahlaksızlık yapanlar, ne puta tapanlar, ne zina edenler, ne cinsel sapıklar, ne eşcinseller, ne hırsızlar, ne açgözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de soyguncular Tanrı’nın egemenliğini miras alacaklardır. Bazılarınız böyleydiniz, ama yıkandınız, kutsal kılındınız, Rab Isa Mesih’in adıyla ve Tanrı’mızın Ruh’unun aracılığıyla aklandınız (I. Kor. 6, 9-11) diyerek; Rab Isa Mesih’in adıyla ve Tanrımızın Ruh’uyla kutsanmış diyor bize. Bu kutsamanın bizde kalması için dua ediyoruz. Mademki Rabbimiz ve yargıcımız tarafından iyileştirilmiş ya da diriltilmiş olana artık günah işlememesini emrettiğine göre, başına daha kötü bir şeyler gelmemesi için, lütfundan gelen o kutsallığı ve yaşamı korumasını ondan gece gündüz isteyelim.

 

+

 

(Kiprianus,Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 13-15)

Olağan 11. Çarşamba

Saltanatın gelsin! İçimizde ve etrafımızda. Hemen ve son günde. Saltanat Ruh’tur ve Ruh’a yönelmiş, tüm evrenin sözcüsü ha(ine gelen, Hristiyanın yaşamını canlandırır.

"Saltanatın gelsin." Adının kutsamasını istediğimiz gibi, Tanrı saltanatının bize gelmesini istiyoruz. Oysa Tanrı’nın saltanat sürmediği bir zaman olabilir mi? Ya da daima olan ve varoluşunu hiç durdurmayan O’nun nezrinde ne zaman başlayabilir ki? Bizim istediğimiz bu değildir, istediğimiz Tanrı’nın bize sözünü verdiği, daha önce dünyanın köleleri iken Mesih’in hükümdarlığı altında saltanat sürebilmemiz için, Mesih’in kanı ve azabı ile elde edilen saltanatımızın gelmesidir.

Gerçekten, sevgili kardeşlerim, her gün gelişini istediğimiz, oluşunu bizler için görmeği arzuladığımız Tanrı’nın saltanatı Mesih’in kendisi olabilir. Çünkü, O’nda dirildiğimize göre, diriliş O’dur. Bu yüzdendir ki, O’na saltanat sürdüğümüz için, Tanrı’nın saltanatı olarak algılanabilir. Demek ki, haklı olarak Tanrı’ nın saltanatını, yani göksel saltanatı istiyoruz, çünkü bir de dünyasal saltanat vardır. Oysa artık kötülükler dünyasından vazgeçmiş olan şanlarından da, saltanatından da üstündür.

Dua’ya devam ettiğimizde: "Gökte ve dünyada isteğin olsun" diyoruz, Tanrı’nın dilediğini yapması için değil de Tanrı’nın dilediklerini bizce yapılması için. Doğrusu, Tanrı’yı istediğini yapmaktan kim engelleyebilir ki? Tanrı’nın istediğini yapmayanlar bizleriz. Çünkü yüreğimizi ve hareketlerimizi tanrısal isteğe yönlendirmemizi engellemek için, şeytan ortaya çıkıyor. Bunun için dua edelim ve Tanrı isteğinin bizde gerçekleşmesini dileyelim. Bunun bizde gerçekleşebilmesi için Tanrı’nın iradesini gereksinmekteyiz, yani gücünden ve korumasından; çünkü hiç kimse kendi gücü ile güçlü olmaz; Tanrı’nın iyilikseverliği ve merhameti sayesinde olur. Sonunda Rab bile, insana özgü güçsüzlüğün kendisinde de varolduğunu göstererek "Baba, mümkünse bu kase benden uzaklaştırılsın" (Mt. 26, 39) dedi. Kendi istekleri değil de Tanrı’nın isteğini yerine getirmeleri için öğrencilerine örnek olarak "Yine de benim değil, senin istediğin olsun" diye ekledi.

Demek ki Tanrı’nın isteği Mesih’in uyguladığı ve öğrettiğidir.

Konuşmada alçakgönüllülüktür, inançta sağlamlılık, sözlerde ölçü, eylemlerde adalet, uğraşılarda merhamet, örflerde ciddiyettir. Tanrı’nın isteği haksızlık yapmamak ve yapılan haksızlığa boyun eğmektir, kardeşlerle barış halinde olmaktır, Tanrı’yı tüm yürekle sevmektir, baba olduğu için sevmek, Tanrı olduğu için O’ndan korkmaktır, Mesih’ten önce hiç bir şeyi koymamaktır. Çünkü O da bizden başka bir şeyi yeğlememiştir. Tanrı’nın isteği sevgisine ayrılmaksızın bağlı kalmaktır, cesaret ve güçle çarmıhının yanında durmaktır, adı ve onuru tanışma konusu olduğunda sağlam bir tanıklıkta bulunmaktır, O’nun için mücadele ettiğimizde doğru amaçta sağlam görünmektedir, bizi ödüllendirmek için geldiğinde ölümü sevinçli bir ruhla kabullenmektir.

Mesih’in ortak mirasçıları olmak, Tanrı’nın emrini yerine getirmek, Baba’nın isteğine uymak bu demektir.

 

+

 

(Kiprianus, Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 18-22)

Olağan II. Perşembe

Günahkar olduğumuzu ve affedilmeyi gereksindiğimizi bilinçli olarak bilmemiz gerekli, temkinli ve sağlıklıdır.

Rabbin duasını okurken "Günlük ekmeğimizi bugün de bize ver’ diye istekte bulunuyoruz. Bunun anlamı gerek tinsel, gerekse maddi olabilir. Çünkü, tanrısal planda, biri de diğeri de kurtuluş için gereklidir. Nitekim yaşam ekmeği Mesih’tir ve bu ekmek herkesin değildir; oysa kesinlikle bizimdir. Nasıl ki, anlayanların ve inananların Babası olduğundan, "Babamız" diyorsak, aynı şekilde Mesih bizler gibi bedenini alanların ekmeği olduğundan, "ekmeğimiz" diye yardım diliyoruz.

Demek ki bu ekmeğin bize her gün verilmesini istiyoruz. Biz Mesih’te yaşıyoruz ve bir kurtuluş gıdası olarak her gün Kutsal Ekmeğini alıyoruz. Ağır günahlardan dolayı göksel ekmeğin bize verilmemesi gibi bir durum hiç olmasın, çünkü Kutsal Ekmek’ten yoksun kaldığımızda Mesih’in bedeninden de ayrı kalmış oluruz. Çünkü kendi de bu beyanda bulundu: Ben yaşam ekmeğiyim, gökten indim. Biri ekmeğimden yiyecek olursa sonsuza dek yaşayacaktır. Size vereceğim ekmek bedenimdir dünyanın yaşamı için (bk. Yu. 6, 51).

Ekmeğinden yiyecek olanın sonsuza dek yaşayacağını söylüyor. Bellidir ki, bedenini tadanlar ve birlik hakkı ile Kutsal Ekmeği alanlar yaşarlar. Bundan çıkan sonuç, Kutsal Ekmekten uzak kalanın Mesih’in bedeninden ayrıldığı ve kurtuluştan da uzak kaldığıdır. Endişe duyulacak bir durumdur bu. Bunun önemini kendisi bildiriyor: İnsanoğlu’nun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmayacaktır (bk. Yu. 6,33). Bu yüzdendir ki ekmeğimizin, yani Mesih’in bize her gün verilmesi için dua ediyoruz; öyle ki, Mesih’te kalan ve yaşayan bizler tanrısal yaşamdan ayrılmayalım.

Bundan sonra, "Borçlarımızı affet ki, biz de borçlarımızı affedelim" diyerek, günahlarımız için dua ediyoruz. Gıda yardımını istedikten sonra günahlarımızın affını da istiyoruz.

Günahkar olduğumuzu bilmek ve günahlarımız için dua etmeye itilmek gerçekten gerekli, temkinli ve sağlıklıdır! Böylece, Tanrı’dan af dilediğimizde, ruh kendi bilincini yüze çıkartıyor. Biri kendini günahsız sanıp, yükseklere çıktığında, daha fazla bir zararla aşağılara yuvarlanmaması için her gün günah işlediği kendisine öğretilir, eğitilir ve bu yüzden her gün günahları için dua etmesi emredilir.

Yuhanna da mektubunda bu öneride bulunuyor ve diyor ki: Günahsız olduğumuzu söylersek kendimizi aldatmış oluruz, içimizde gerçek olmaz. Şayet aksine günahlarımızı itiraf edersek, sadık ve doğru olan Rab günahlarımızı affeder (bk. I. Yu. 1.8). Mektubunda her iki şeyi birbirine bağlamıştır: günahlarımız için dua etmeliyiz ve dua ettiğimizde af oluruz. Bununla Rabbin sadık olduğunu belirmiştir. Çünkü günahlarımızı affetme konusunda verdiği sözü yerine getirmektedir. Borçlar ve suçlar için bize dua etmeği öğreten bir baba gibi merhamet ve af sözünü de vermiştir.

 

+

 

(Kiprianus. Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 23-24)

olağan 11. Cuma

Af barışın, her barışın ister kişisel ister milletler arası, kaçınılmaz öncüsüdür. Benzerimizi yok ederek kendimizi yok ediyoruz. Oysa salt Tanrı merhametinde bizi af edici yapabilir.

Mesih günahlarımızın affını Tanrı’dan dilememizi istiyor, fakat tanrısal affı başkalarının bize olan borçlarının silinmesi ile şartlandırmıştır. Demek ki şunu unutmamalıyız: günahlarımız için istediğimiz şeyi elde edebilmemiz için bize karşı günah işleyene de aynı şeyi yapmalıyız. Bunun içindir ki, başka bir cümlede şöyle diyor: "Hangi ölçekle ölçerseniz, size de aynı ölçek uygulanacak" (Mt. 7,2). Sahibi tarafından tüm borcu silinen hizmetkar ayrı iyiliği arkadaşı olan başka bir hizmetkara göstermek istemediği için hapishane atıldı. Hizmet arkadaşına karşı anlayışlı olmak istemediğinden sahibi tarafından kendisine armağan edilenleri yitirdi.

Bu görev Mesih tarafından ısrarla vurgulanmakta ve yetkinin tüm ağırlığı ile onaylanmaktadır. O şöyle der: "Kalkıp dua ettiğiniz zaman, birine karşı bir şikayetiniz varsa, onu bağışlayın ki, göklerde olan Babamız da sizin suçlarınızı bağışlasın (Mar. 11. 25). Kıyamet gününde, başkalarına uyguladığın ölçüye uygun olarak yargılandığında, kendini hiç bir şekilde savunmayacaksın ve başkalarına yaptığın sana yapılacaktır. Tanrı evinde uyuşma içinde ve oybirliği ile barış aracıları olmamızı emretti. İkinci doğumla bizi nasıl yaptıysa aynı şekilde sebat etmemizi, yani yeniden doğmuş durumda olarak, istiyor. Tanrı’nın oğullarıysak Tanrı’nın barışında kalalım ve tek bir ruha sahip olanlar, tek bir can ve tek bir duyguya da sahip olsunlar. Uyuşmazlıkta olanın kurbanını Tanrı kabul etmez, aksine sunaktan geri dönüp ilkin kardeşimizle barışmamızı emreder. Salt bu şekilde dualarımız barıştan esinlenecek ve Tanrı onları kabul edecektir. Tanrı’ya sunulacak en büyük kurban barışımız ve kardeşçe uyuşmadır, Baba’nın ve Oğlun ve Kutsal Ruh’un birliği ile bir arada toplanan halktır.

Habil ve Kain’in ilk olarak sundukları kurbanlarda Tanrı armağanlara bakmıyordu, yüreklerine bakıyordu, öyle ki sunuşta hoşuna giden yüreğinde hoş tuttuğu kişi idi. Barış ve adalet insanı olan Habil saflığı içinde Tanrı’ya bir kurban sunuyor ve böylece başkalarının da sunağa bir adakta bulunduklarında Tanrı korkusu ile temiz yürekle, adalet yasası, barış ve uyumla yaklaşmalarının gerekli olduğunu öğretiyor. Tanrı’ya sunduğu kurbanda Habil böyledir, sonradan ise Tanrı kurbanı kendi oluyor. Böylece, ilk şehit olunca, kanını şan ile Rabbin azabını başlatabildi, çünkü Rabbin adaletine ve barışına sahip olmuştu. Salt bu şekilde hareket edenlere Rab taç giydirecektir. Kıyamet gününde salt bunlar Rabbin yüceliğini paylaşacaklar.

Bunun aksine, uyuşmazlık içinde yaşayan ayrılık içinde bulunup kardeşleri ile barışta olmayan, ermiş Havarinin ve Kutsal Kitabın kanıtladıkları gibi, Mesih adına öldürülürse bile, kardeşler arası uyuşmazlıklara neden olanlara uygulanan cezalardan kurtulamayacaktır, çünkü yazıldığı gibi, "Kendi kardeşinden nefret eden katildir" (I. Yu. 3, 15) ve katil göklerin saltanatına ulaşmaz, Tanrı ile birlikte yaşamaz. Mesih’i izlemektense Yahuda’ yı izlemeyi yeğleyen Mesih’le birlikte olamaz.

 

+

 

(Kiprianus, Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 28.30)

Olağan II. Cumartesi

Mesih kanı ile bizi kurtarmakla yetinmedi, borcumuzu da bizler için ödemek istedi.

Çok sevgili kardeşlerini, Göklerdeki Pederimiz’ in Tanrı’nın bize öğretmiş olduğu dua olmasına neden bu şaşkınlık? Öğretisi ile her duamızı bu kurtuluş sözlerinde özetledi. Bu olay peygamber İşaya’ nın aracılığı ile önceden, Kutsal Ruh ile dolup taşarken Tanrı’nın yüceliğinden ve merhametinden ve de her şeyi kapsayan, kurtuluşta her şeyi özetleyen sözden bahsettiği zaman, belirilmişti. Peygamber, Tanrı’nın tüm dünyaya, küçük ama dolgun tümcelerle sesleneceğini de doğrulamıştı. Gerçekten, Tanrı’nın Sözü yani Rabbimiz İsa Mesih tüm insanlara geldiğinde ve bilgili olanlarla cahil olanları bir araya getirdiğinde, her cins ve yaşa kurtuluş kurallarını açıkladığında bu kurallarından yüce bir özet çıkarttı; öyle ki öğrencilerinin belleği göksel öğreti ile yorulmayıp basit inanca gerekli olanı hemen öğrensin. Böylece sonsuz yaşamın ne olduğunu öğretirken, yaşamın gizini yüce ve tanrısal bir kısaltmada kapsadı "Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesih’i tanımalarıdır" (Yu. 17, 3) diyerek. Aynı şekilde, yasanın tümünden başlıca ve temel kuralları ayırmak istediğinden, "Dinle, ey İsrail! Tanrımız olan Rab tek Rabdir" ve devamında "Tanrın olan Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev. Birinci kural budur, ikincisi de buna benzerdir Komşunu kendin gibi sev! Bu iki kural tüm yasayı ve Peygamberleri kapsamaktalar" (Mk. 29-31). Ve yeniden: "İnsanların size nasıl davranmalarını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Yasa ve Peygamberler gerçekten budur" (Mt. 7, 12).

Tanrı bize salt sözlerle değil de yaptıklarımızla dua etmeyi öğretmiştir; kendi de sık sık dua ederek, yalvararak ve tanıklığının örneği ile neler yapmamız gerektiğini göstererek. Yazıldığı gibi: "Kendisi ıssız yerlere çekildi ve dua etti (bk. Lk. 5,16) ve yeniden: Dua etmek için dağa çıktı ve geceyi Tanrı’ya dua ederek geçirdi (Lk.6, 12).

Muhakkak ki Rab kendi için,dua edip aracı olmuyordu - suçsuz olan biri kendi için ne isteyebilir? - günahlarımız için bunu yapıyordu. Petrus’ a seslendiğinde kendi bunu beyan ediyor "Şeytan sizleri buğday gibi kalburdan geçirmek için izin almıştır. Ama ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim" (Lk. 22. 31-32). Bundan sonra herkes için Baba’ya yalvarıyor ve şöyle diyor "Yalnız onlar için değil, onların sözü ile bana iman edenler için de istekte bulunuyorum, hepsi bir olsunlar. Baba senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar" (Yu. 17,20-21). Kurtuluşumuz için Tanrı’nın iyiliği yüce oldu, yüce oldu merhameti! Bizi kanı ile kurtarmakla yetinmedi, bizim için dua etmek de istedi. Dua ettiğinde arzusunun ne olduğunu gördün: nasıl ki Baba ve Oğul bir tek iseler, bizler de aynı birlikte kalalım.