Azize Meryem'in Kilise İçindeki Konumu

Kutsal Kilise’nin içinde Azize Meryem’in konumu, hem kristolojik bir zorunluluk hem de eklesiyolojik bir nokta olarak değerlendirilmelidir. Azize Meryem’in gizemi, ancak Mesih’in ve Kilise’nin gizemi ışığında tam anlamıyla anlaşılır hâle gelir. Bu sebeple, Azize Meryem’in Kilise içindeki yeri, ona yöneltilen kültürel ve litürjik tazim biçimleri ile şefaat doktrini birlikte ele alındığında, daha derin bir teolojik ufuk açar.
 
Azize Meryem, her şeyden önce “Theotokos”, yani Tanrı Annesi unvanıyla, Mesih’in hem gerçek Tanrı hem de gerçek insan olduğu hakikatinin koruyucusudur. MS 431 yılında toplanan Efes Konsili, Azize Meryem’in yalnızca İsa’nın insani doğasının annesi değil, ezelî Kelâm’ın beden alışının annesi olduğunu dogmatik olarak teyit etmiştir. Bu unvan, Azize Meryem’i yaratılmışlar hiyerarşisinde en yüce mevkiye yerleştirir, fakat onu Tanrı’dan ontolojik olarak ayırmayı da sürdürür. Çünkü o, Oğlu’nun liyakatleri sayesinde kurtarılmış bir lütuf eseridir. Kilise Babaları’nın ona verdiği “Yeni Havva” adı da bu anlamı derinleştirir. İlk Havva’nın itaatsizliğiyle düğümlenen insanlık tarihi, Meryem’in özgür iradesiyle verdiği “O'nun isteği olsun” cevabıyla çözülmüştür. Bu yüzden Azize Meryem, Kilise’nin en seçkin ve bütünüyle ayrıcalıklı bir üyesi, iman ve sevgi bakımından kusursuz bir örneği ve aynı zamanda Kilise’nin bir tipi, yani modeli olarak kabul edilir. II. Vatikan Konsili’nin Lumen Gentium belgesinde vurgulandığı üzere, Azize Meryem hem bakire hem anne kimliğiyle Kilise’nin kendi doğasını yansıtan eskatolojik bir ikondur. Ayrıca Papa VI. Pavlus tarafından ilan edildiği üzere, o “Kilise’nin Annesi”, yani Mater Ecclesiae sıfatıyla, Mesih’in Mistik Bedeni’nin (kilise) bütün üyelerine ruhsal annelik yapmayı sürdürmektedir.
 
Katolik geleneğinde Allah’a sunulan tapınma ile azizlere gösterilen saygı arasında kesin ve tözsel bir ayrım bulunur. Bu ayrım, dini eylemin mahiyetini ve muhatabını belirleyen üç temel kavramla açıklanır. Latria, yani adoratio, yalnızca Kutsal Üçlü Birlik Allah’a, Peder’e, Oğul’a ve Kutsal Ruh’a sunulan mutlak tapınmadır. Bu, yaratılanın Yaratan karşısındaki mutlak bağlılığını ve O’nu evrenin Rabbi ile Kurtarıcısı olarak ikrar etmesini ifade eder. Efkaristiya’da sakramental olarak mevcut olan Mesih’e yöneltilen tazim de bu kategoriye dahildir.
Dulia, yani veneratio, Mesih’e sadakatle tanıklık etmiş azizlere ve meleklere gösterilen saygı ve hürmettir. Bu saygı, Tanrı’nın bu şahıslarda gerçekleştirdiği lütufları ve mucizeleri onurlandırmak anlamına gelir.
Hyperdulia ise Azize Meryem’in Allah'ın Annesi olması sebebiyle, ona azizlerin ötesinde fakat Allah’ın gerisinde sunulan üstün tazimdir. Kilise öğretisi, Meryem’e yönelen bu tazimin, Beden Alan Kelâm’a (Mesih İsa) sunulan tapınmadan, yani latria’dan öz bakımından farklı olduğunu açıkça vurgular.
 
Şefaat doktrini ise Azizlerin Birliği, yani Communio Sanctorum inancına dayanır. Bu inanca göre Mesih’in bedeninde birleşenler, yani yeryüzündeki insanlar, arınma hâlindekiler (Araf'ta bulunan ruhlar) ve göksel şandakiler (azizler) birbirlerine ruhsal yardımda bulunurlar. Kilise, Allah ile insanlar arasındaki tek hakiki aracının İsa Mesih olduğunu sarsılmaz biçimde öğretir. Mesih kendini kurban etmesi aracılığıyla lütuf hazinesini insanlığa açmıştır. Bununla birlikte Azize Meryem ve azizlerin şefaati Mesih’in eşsiz aracılığını gölgelemek ya da azaltmak şöyle dursun, tam tersine bu aracılığın gücünü ve çeşitliliğini görünür kılar. Azize Meryem, Mesih’in lütuflarından beslenen bir Mediatrix, yani aracı olarak Oğlu’na dilediği duaları ileterek inananların kurtuluşu için çalışır. O, göğe alındıktan sonra da bu şefaatçi görevinden vazgeçmemiştir. Bu yüzden inananlar, “şimdi ve ölüm saatimizde bizim için dua et” diyerek Azize Meryem’den, Mesih ile kurulan doğrudan birliği kolaylaştırmasını talep ederler.