Andreas Wouters
1572'nin Haziran ayında, Hollanda'nın İspanya'ya karşı ayaklandığı o fırtınalı günlerde, Kalvinist asiler Katolik Kilise'ye karşı silaha sarıldılar. Gorkum düştü, dokuz Fransisken keşiş, iki rahip yardımcısı, bir cemaat rahibi ve yardımcısı esir alındı. Haziran ortasında Andreas da bu kafileye eklendi on dokuzuncu kurban olarak.
Gorkum'da hapsedildiler, sonra Brielle'e sürüklendiler. Orada kendilerinden inançlarından, Efkaristiya’nın (konsekre edilmiş ekmek ve şarabın) gerçekten Mesih'in bedeni ve kanı olduğuna, Papa'nın oto
ritesine olan imanlarından vazgeçmeleri istendi. Hiçbiri boyun eğmedi. William the Silent'in
"bu adamlara dokunmayın" diyen mektubu bile rüzgârda kayboldu. O yıl,
bir turba deposunun çatısından asılarak idam edildiler.
Wouters'ın son sözleri, kendi hayatının çelişkisini tek cümlede özetledi: "Zina eden kişi hep oldum; ama sapkın asla olmadım." Ne kendini aklamaya çalıştı, ne de imanından döndü. Günahkâr bir bedenle, sarsılmaz bir inançla ipe yürüdü.
Yüzyıl sonra, şefaatlerine atfedilen mucizeler, özellikle fıtıkların iyileşmesi, konuşulur oldu. 1675'te mübarek, Azizler Petrus ve Pavlus’un şehadetinin 1800. yıldönümünde yani 1867'de aziz ilan edildi. Brielle uzun süre hac yeri oldu, sonra kemikleri Brüksel'deki Aziz Nikolas Kilisesi'ne taşındı.
Bir günahkârın azizliğiydi bu. Ne kusursuz ne de yalansız. Sadece sonuna kadar sarsılmayan bir sadakat.
Şefaat duası:
Ey Allah'ım,
Zayıflığıyla düşen, ama imanıyla ayakta kalan Andreas Wouters'ın anısına,
bize de bağışla:
düştüğümüzde kalkacak cesareti,
sınandığımızda susmayacak bir yürek
ve son nefesimizde, doğruyu söyleyebilecek bir dil.
Kullarından günahkâr da olsa, sadık kalanları bağışlaman gibi,
bizi de bağışla.
Âmin.