(Az. Hrisostomos) Aziz Yuhanna İncili Üzerine - Giriş Vaazı
Pagan oyunlarının seyircileri, seçkin ve taç kazanmış bir atletin bir yerlerden geldiğini öğrendiklerinde onun güreşini, tüm becerisini ve gücünü görmek için hep birlikte koşuşurlar. On binlerce kişiden oluşan tüm tiyatronun, yapılan hiçbir şey gözlerinden kaçmasın diye hem beden hem de zihin gözlerini dikip buralara toplandığını görebilirsiniz. Yine bu aynı kişiler, aralarına hayranlık uyandıran bir müzisyen geldiğinde ellerindeki çoğunlukla acil ve gerekli olan işleri bırakır, basamakları tırmanır ve söylenen sözleri ve eşlik eden müziği çok dikkatli bir şekilde dinleyerek ikisinin uyumunu değerlendirip otururlar. Çoğunluğun yaptığı şey budur.
Yine, hitabet sanatında uzman olanlar da sofistler karşısında aynı şeyi yaparlar. Çünkü onların da tiyatroları, dinleyicileri, alkışları, gürültüleri ve söylenenlerin en ince ayrıntısına kadar değerlendirilmesi vardır.
Eğer hitabetçiler, müzisyenler ve atletler söz konusu olduğunda insanlar bir durumda izlemek, diğerinde ise böylesine arzulu bir dikkatle görüp dinlemek için oturuyorlarsa şimdi yetenek yarışması için öne çıkan bir müzisyen ya da münazaracı değil de, bir adam göklerden konuşurken ve gök gürültüsünden daha açık bir ses çıkarırken makul olarak nasıl bir gayret, nasıl bir ciddiyet sergilemeniz gerekir? Çünkü o, sesiyle tüm yeryüzünü kaplamış ve onu çığlığının yüksekliğiyle değil, dilini Allah’ın lütfuyla hareket ettirerek zapt etmiş ve doldurmuştur.
Harika olan şudur ki, bu ses ne kadar büyük olursa olsun, ne sert ne de nahoş bir sestir. Aksine müziğin tüm harmonisinden daha tatlı, daha hoştur ve yatıştırma gücü daha yüksektir. Tüm bunların ötesinde; son derece kutsal, son derece heybetli, çok büyük gizemlerle doludur ve beraberinde öyle büyük iyilikler getirir ki, eğer insanlar bunları tam olarak ve hazır bir zihinle kabul edip saklasalardı artık sadece insan olarak kalamaz veya yeryüzünde yaşayamazlar, aksine bu yaşamın tüm şeylerinin üzerinde dururlar ve kendilerini meleklerin durumuna uyarlayarak sanki cennetmiş gibi yeryüzünde yaşarlardı.
Çünkü gök gürültüsünün oğlu, Mesih'in sevgilisi, dünyadaki Kiliselerin direği, göklerin anahtarlarını elinde tutan, Mesih'in kasesinden içen ve O'nun vaftiziyle vaftiz olunan, Efendisinin bağrına büyük bir güvenle yaslanan bu adam şimdi karşımıza çıkıyor. Bir tiyatro oyuncusu gibi değil, başını bir maskeyle gizlemeden (çünkü onun söyleyecek başka türden sözleri vardır), bir platforma çıkmadan, sahneye ayağıyla vurmadan veya altın elbiselerle bezenmeden, ancak akıl almaz güzellikte bir giysi giyerek giriyor. Çünkü karşımıza Mesih'i kuşanmış olarak çıkacaktır (Romalılar 13:14; Galatyalılar 3:27); güzel ayaklarına esenlik Müjdesi'nin hazırlığı giydirilmiş (Efesliler 6:15); beline değil, böğrüne kızıl deriden yapılmamış, dışı altınla sıvanmamış, aksine gerçeğin kendisinden dokunmuş ve oluşturulmuş bir kuşak kuşanmıştır. Şimdi karşımıza bir rol yapmadan çıkacak (çünkü onda hiçbir sahtelik, kurgu ya da masal yoktur), maskesiz bir başla bize maskesiz gerçeği ilan ediyor. Dinleyicileri tavrıyla, bakışıyla, sesiyle olduğundan farklı olduğuna inandırmaya çalışmıyor bilakis mesajını iletmek için arp, lir veya benzeri hiçbir müzik aletine ihtiyaç duymuyor. Çünkü hepsini diliyle gerçekleştiriyor, her arpçıdan veya her müzikten daha tatlı ve daha faydalı bir ses çıkarıyor. Tüm gökler onun sahnesi, meskun dünya onun tiyatrosu, tüm melekler onun dinleyicisidir ve insanlardan halihazırda melek olanlar ya da öyle olmak isteyenler onun dinleyicileridir, çünkü bunlardan başkası bu harmoniyi doğru bir şekilde duyamaz ve işleriyle ortaya koyamaz. Geriye kalanların hepsi ise, tatlılara ve çocukça oyuncaklara olan düşkünlüklerinden ötürü duyan ama duyduklarını anlamayan küçük çocuklar gibidir. Nitekim onlar da neşe ve lüks içinde, yalnızca zenginlik, güç ve bedensel zevkler için yaşayarak bazen söylenenleri duyarlar, bu doğrudur, ancak tuğla yapımının çamuruna kendilerini temelli bağladıkları için eylemlerinde yüce veya soylu hiçbir şey sergilemezler. Bu Elçi'nin yanında göksel güçler durur. Ruhunun, anlayışının güzelliğine ve kendisi sayesinde Mesih'i kendine çektiği ve Ruh'un lütfunu elde ettiği o erdemin çiçeğine hayran kalırlar. Çünkü ruhunu, altın telli, iyi biçimlendirilmiş ve mücevherlerle süslenmiş bir lir gibi hazırlamış ve büyük, yüce bir şeyi dile getirmesi için Ruh'a sunmuştur.
Öyleyse, bu liri çalanın artık Zebedi'nin oğlu balıkçı değil, Allah’ın derin şeylerini bilen Kutsal Ruh olduğunu görerek (1. Korintliler 2:10), buna göre kulak verelim. Çünkü bize bir insan olarak hiçbir şey söylemeyecek, fakat ne söylerse Ruh'un derinliklerinden, vuku bulmadan önce Meleklerin bile bilmediği gizli şeylerden söyleyecektir ki nitekim onlar da bildiğimiz şeyleri bizimle birlikte ve bizim aracılığımızla Yuhanna'nın sesiyle öğrenmişlerdir. Başka bir Elçi de bunu şöyle bildirmiştir: "Öyle ki, Allah’ın çok yönlü bilgeliği, Kilise aracılığıyla yönetimlere ve hükümranlıklara bildirilsin" (Efesliler 3:10). Eğer yönetimler, güçler, Keruvlar ve Seraflar (ç.n. Kısaca tüm melekler) bu şeyleri Kilise aracılığıyla öğrendilerse, bu öğretiyi dinlemekte son derece istekli oldukları çok açıktır ve hatta meleklerin daha önce bilmedikleri şeyleri bizimle birlikte öğrenmiş olmalarından ötürü biz de az onurlandırılmadık; şu anda bizim aracılığımızla da öğrenmelerinden bahsetmiyorum bile. Öyleyse sadece bugün değil, dinleyici olduğumuz gün boyunca değil, tüm yaşamımız boyunca büyük bir sessizlik ve düzenli bir davranış sergileyelim, çünkü O'nu dinlemek her zaman iyidir. Eğer sarayda neler olup bittiğini, örneğin kralın ne söylediğini, ne yaptığını, tebaası hakkında nasıl bir karara vardığını öğrenmeyi çok istiyorsak (ki gerçekte bu şeyler çoğunlukla bizim için hiçbir şey ifade etmez) Allah’ın ne söylediğini duymak, özellikle de her şey bizi ilgilendirdiğinde çok daha arzu edilirdir. Ve tüm bunları bu adam bize tam olarak anlatacaktır, çünkü Kral'ın kendisinin bir dostudur, hatta O'nun kendi içinde konuştuğunu duyan ve Baba'dan duyduğu her şeyi O'ndan işitendir. "Size dost dedim," der O, "çünkü Babamdan işittiğim her şeyi size bildirdim" (Yuhanna 15:15).
Eğer yukarıdan birinin ansızın göklerin yüceliğinden aşağıya eğildiğini ve oradaki her şeyi tam olarak tarif etmeyi vaat ettiğini görseydik hep birlikte nasıl koşuşursak, şimdi de öyle niyetli olalım. Bu Adamın bize konuştuğu yer orasıdır; Mesih'in kendisinin ilan ettiği gibi, O bu dünyadan değildir: "Siz dünyadan değilsiniz" (Yuhanna 15:19). Ve O'nun içinde konuşan, her yerde var olan, insanın kendi ruhunun kendisine ait olanı bildiği kadar Allah’ın şeylerini tam olarak bilen Tesellici, kutsallık Ruhu, doğru Ruh, insanları elinden tutarak göğe götüren, onlara başka gözler vererek gelecek şeyleri sanki mevcutmuş gibi görmelerini sağlayan ve bedende olsalar bile göksel şeylere bakmalarını sağlayan yol gösterici Ruh vardır. Öyleyse tüm yaşamımız boyunca büyük bir huzur içinde kendimizi O'na teslim edelim. Buraya hiçbir donuk, hiçbir uykulu, hiçbir aşağılık kimse girmesin ve kalmasın; aksine kendimizi göğe taşıyalım, çünkü O orada vatandaş olanlara bu şeyleri konuşur. Ve eğer yeryüzünde kalırsak, oradan büyük bir şey kazanamayız. Çünkü bu dünyalık şeyler o adam için nasıl hiçbir şeyse, domuzca bir yaşamdan kurtulmak istemeyenler için de Yuhanna'nın sözleri hiçbir şeydir. Gök gürültüsü ruhlarımızı şaşırtır, anlamı olmayan bir sese sahiptir; fakat bu adamın sesi inananların hiçbirini rahatsız etmez, aksine onları sıkıntıdan ve karmaşadan kurtarır; sadece iblisleri ve onların kölesi olanları şaşırtır. Bu yüzden, onları nasıl şaşırttığını bilebilmemiz için, hem dışsal hem de zihinsel, ama özellikle ikincisi olan derin bir sessizliği koruyalım; çünkü ruh huzursuz ve çalkantıyla doluysa, ağzın susmasının ne yararı vardır? Ben zihnin, ruhun o sakinliğini arıyorum, çünkü talep ettiğim ruhun duymasıdır. Öyleyse hiçbir zenginlik arzusu, hiçbir şan tutkusu, hiçbir öfke zorbalığı ve bunların dışındaki diğer tutkuların kalabalığı bizi rahatsız etmesin; çünkü temizlenmedikçe kulağın söylenen şeylerin yüceliğini gerektiği gibi algılaması mümkün değildir; ne de bu gizemlerin ve bu ilahi bildirimlerdeki diğer tüm erdemlerin heybetli ve anlatılamaz doğasını doğru bir şekilde anlaması mümkündür. Bir insan dikkatini her bakımdan zorlamadıkça kavalla veya arpla bir melodiyi iyi öğrenemezken; gizemli sesleri dinleyen biri nasıl olur da umursamaz bir ruhla duyabilecektir?
Bu nedenle Mesih'in kendisi şöyle nasihat etmiştir: "Kutsal olanı köpeklere vermeyin, incilerinizi de domuzların önüne atmayın" (Matta 7:6). Gerçekte bu sözler incilerden çok daha değerli olsa da, O bunlara inci demiştir; çünkü elimizde bundan daha değerli bir varlık yoktur. Bu nedenle O da sık sık onların tatlılığını bala benzetir; tatlılıklarının ölçüsü sadece bu kadar olduğu için değil, aramızda bundan daha tatlı bir şey olmadığı için. Şimdi, onların değerli taşların doğasını ve her türlü balın tatlılığını kat kat aştığını göstermek için, peygamberin onlar hakkında konuştuğunu ve bu üstünlüğü ilan ettiğini duyun: "Onlar altından ve çok miktarda saf altından daha çok arzu edilir," der; "baldan ve süzme baldan daha tatlıdırlar" (Mezmur 19:10). Fakat (yalnızca) sağlığı yerinde olanlar için; bu nedenle şöyle eklemiştir: "Çünkü kulun onları tutar." Ve yine başka bir yerde onlara tatlı diyerek eklemiştir: "Boğazıma." Çünkü şöyle der: "Sözlerin boğazıma ne kadar tatlı geliyor!" (Mezmur 119:103). Ve yine üstünlük üzerinde ısrar ederek şöyle der: "Ağzıma baldan ve süzme baldan daha tatlı." Çünkü o çok sağlıklıydı. Ve biz de hastayken bunlara yaklaşmayalım, ancak ruhumuzu iyileştirdiğimizde bize sunulan gıdayı öyle kabul edelim.
İşte bu yüzden, böylesine uzun bir önsözden sonra, herkes her türlü zayıflığı bir kenara bırakıp sanki göğün kendisine giriyormuş gibi buraya saf olarak, gazaptan, bu yaşamın kaygı ve endişesinden ve diğer tüm tutkulardan arınmış olarak girebilsin diye henüz Aziz Yuhanna'nın bu ifadelerinin derinliğine inmeye girişmedim. Çünkü bir insanın, önce ruhunu bu şekilde yeniden temizlemedikçe buradan büyük bir şey elde etmesi mümkün değildir. Ve kimse gelecek komünyona (kutsal paydaşlığa) kadar olan sürenin kısa olduğunu söylemesin; çünkü sadece beş günde değil, tek bir anda bile tüm yaşamın gidişatını değiştirmek mümkündür. Söyleyin bana, bir soyguncudan ve katilden daha kötü ne vardır, bu kötülüğün en uç noktası değil midir? Yine de böyle biri doğrudan mükemmelliğin zirvesine ulaştı ve günlere ya da yarım güne ihtiyaç duymadan, küçük bir anda Cennetin kendisine geçti. Böylece insan birdenbire değişebilir ve çamur yerine altın olabilir. Çünkü erdem ve kötülüğe ait olan şeyler doğadan kaynaklanmadığı için, değişim herhangi bir zorunluluktan bağımsız olduğundan kolaydır. "Eğer istekli olur ve söz dinlerseniz," der O, "ülkenin iyiliğini yersiniz" (Yeşaya 1:19). Yalnızca iradenin gerekli olduğunu görüyor musunuz? İrade —halkın sıradan dileği değil— içten gelen ciddi bir irade. Çünkü biliyorum ki herkes şu anda bile göğe uçmayı diliyor; fakat bu dileği eylemlerle ortaya koymak gerekir. Tüccar da zengin olmak ister; fakat dileğinin sadece düşüncede kalmasına izin vermez; hayır, bir gemi donatır, denizcileri toplar, bir kaptan tutar, gemiyi diğer tüm erzakla donatır, borç para alır, denizi geçer, yabancı bir diyara gider ve denizde seyredenlerin bildiği daha pek çok tehlikeye ve diğer şeylere katlanır. Biz de irademizi tıpkı böyle göstermeliyiz; çünkü biz de karadan karaya değil, yeryüzünden göğe bir yolculuk yapıyoruz. Öyleyse aklımızı, yukarı doğru giden rotamızı yönlendirmeye elverişli olacak şekilde düzenleyelim; denizcilerimizi ona itaatkar kılalım ve gemimiz sağlam olsun ki, bu yaşamın aksilikleri ve umutsuzlukları arasında batmasın, boş gururun rüzgarlarıyla havalanmasın, aksine hızlı ve dengeli bir gemi olsun. Gemimizi, kaptanımızı ve mürettebatımızı böyle düzenlersek, uygun bir rüzgarla yelken açarız ve teknemizin yutulmasına izin vermeyecek olan gerçek Kaptan'ı, Allah’ın Oğlu'nu kendimize çekeriz; O, on bin rüzgar esse bile rüzgarları ve denizi azarlayacak ve kudurmuş dalgalar yerine büyük bir sakinlik getirecektir.
Bu nedenle kendinizi düzenlemiş olarak bir sonraki toplantımıza gelin; en azından kendi yararınıza bir şeyler duymak sizin için bir arzu konusuysa, söylenenleri ruhlarınızda saklayın. Ama aranızdan hiç kimse yol kenarı, hiç kimse taşlık yer, hiç kimse dikenlerle dolu olmasın (Matta 13:4-7). Kendimizi nadasa bırakılmış topraklar yapalım. Çünkü toprağı temiz gördüğümüzde bizler (vaizler) tohumu sevinçle ekeceğiz; ama taşlık veya engebeli olursa, boşuna emek vermek istemezsek bizi bağışlayın. Çünkü ekmeyi bırakıp dikenleri temizlemeye başlarsak, işlenmemiş toprağa tohum atmak şüphesiz son derece aptallık olurdu.
Böyle bir dinleme ayrıcalığına sahip olan birinin iblislerin sofrasına ortak olması yakışık almaz. Çünkü doğrulukla kanunsuzluğun ne ortaklığı olabilir? (2. Korintliler 6:14). Yuhanna'yı dinleyerek ve onun aracılığıyla Ruh'un şeylerini öğrenerek duruyorsunuz; ve bundan sonra aşağılık şeyler konuşan, daha da aşağılıkça davranan fahişeleri ve birbirini tokatlayan sefihleri dinlemek için mi gidiyorsunuz? Böylesi bir çamurda yuvarlanırsanız nasıl dürüstçe temizlenebilirsiniz? Oradaki tüm edepsizlikleri tek tek saymama ne gerek var? Orada her şey kahkaha, her şey utanç, her şey rezillik, sövgüler ve alaylar, her şey başıboşluk, her şey yıkımdır. Bakın, hepinizi önceden uyarıyor ve yüklüyorum. Bu sofranın bereketlerinden yararlananların hiçbiri o yıkıcı gösterilerle kendi ruhunu mahvetmesin. Orada söylenen ve yapılan her şey Şeytan'ın gösterisidir. Fakat inisye edilmiş (kutsal sırlara kabul edilmiş) olan sizler, bizimle ya da daha doğrusu Mesih sizi Kendi gizemlerine yönlendirdiğinde O'nunla nasıl sözleşmeler yaptığınızı, Şeytan'ın gösterisi hakkında O'na ne söylediğinizi, O'nunla nasıl bir konuşma yaptığınızı bilirsiniz; Şeytan ve melekleriyle birlikte bunu da nasıl reddettiğinizi ve o tarafa bir bakış bile atmayacağınıza dair nasıl söz verdiğinizi bilirsiniz. Öyleyse, bu tür sözlere karşı dikkatsizleşerek kendisini bu gizemlere layık olmayan biri haline getirme korkusu için az bir neden yoktur.
Kral saraylarında özel iltifata ortak olmaya çağrılanların ve kralın dostları arasında sayılanların suç işleyenler değil, onurlu bir şekilde seçkinleşenler olduğunu görmüyor musunuz? Göklerden bize, belirli gerekli konularda bizimle konuşmak üzere Allah’ın Kendisi tarafından gönderilmiş bir elçi geldi; ve siz O'nun isteğini ve size gönderdiği mesajı dinlemeyi bırakıp sahne oyuncularını dinlemek için oturuyorsunuz. Bu davranış gökten ne gürültüleri, ne yıldırımları hak etmiyor ki! Çünkü iblislerin sofrasından pay almak nasıl yakışık almazsa, iblisleri dinlemek de; ya da Allah’ın Kendisinin sağladığı, pek çok iyi şeyle dolu o görkemli Sofrada kirli giysilerle bulunmak da yakışık almaz. O sofranın gücü öyledir ki, eğer ona sadece ayık bir zihinle yaklaşırsak, bizi hemen göğe yükseltebilir. Çünkü sürekli Allah’ın sözlerinin etkisi altında olan birinin bu mevcut aşağı durumda kalması mümkün değildir; aksine hemen kanatlanıp yukarıdaki diyara uçması ve iyi şeylerin sonsuz hazinelerine konması gerekir; Rabbimiz İsa Mesih'in lütfu ve insan sevgisi aracılığıyla hepimizin buna ulaşması dileğiyle; O'nun aracılığıyla ve O'nunla birlikte Baba'ya ve Tüm-Kutsal Ruh'a, şimdi ve her zaman ve sonsuzluklar boyunca yücelik olsun. Amin.