(Azizler) - 2. Yüzyıla Ait Vaazlar
(Anonim, İkinci yüzyıla ait bir vaazdan, 1, 1-2,7)
Olağan 32. Pazar
Onunla birlikte yaşayabilmemiz için, bizler uğruna ölen Mesih’in aracılığı ile Tanrı bizi kurtuluşa hazırladı.
Kardeşlerim, gerçek Tanrı, yaşayanların ve ölülerin yargıcı İsa Mesih’e duyduğumuz inancı canlandıralım ve kurtuluşumuzun yüce öneminin bilincine varalım. Bu yüce değerleri değersiz hale getirirsek kötülük yapmış, bizi dinleyenleri ayıplamış oluruz ve bunu yapmakla çağrımızı, bizi çağıranı, hangi amaçla çağırdığını ve Isa Mesih’in bizler için ne denli acı çektiğini bilmediğimizi göstermiş oluruz.
O’na ne gibi bir karşılık verebiliriz ya da bize vermiş olduğu meyveye layık olan ne verebiliriz? Sayısız iyiliklerinden dolayı O’na borçlu değil miyiz yoksa? O bize yaşamı verdi, gerçek bir baba gibi bize oğul dedi, çökmekte olan bizi kurtardı. Aldıklarımızın karşılığında O’na neler verebiliriz, ne gibi övgülerde bulunabiliriz? Biz aklımızı kaçırmıştık, insanı şekillendirdiği taşlara, tahtalara, altın, gümüş ve bakım tapıyorduk. Tüm yaşamımız bir ölümden başka bir şey değildi! Oysa etrafımızda karanlıklar varken ve görme yeteneğimizi tümden korurken yeniden gözlerimizle görebildik ve O’nun inayeti ile onları örten kalın peçeyi kaldırabildik. Aslında, bizde salt yanlışlıklar ve kalıntıları, O’ndan gelecek kurtuluştan başka bir kurtuluşun eksikliğini gördüğünde bize acıdı ve yüce merhameti ile kurtuluşu armağan etti. Biz varolmaz iken bizleri varoluşa çağırdı ve hiçten varolmaya başlamamızı istedi.
Terennüm et, ey kısır, sen ki doğurmadın; yüksek sesle çağır, sen ki, doğurma acısını çekmedin, çünkü terkedilmiş kadının oğullan, kocalı kadının oğullarından çoktur (bk. İşaya 54, 1). Terennüm et, ey kısır kadın demekle eskiden çocuksuz iken sonradan bizi dünyaya getiren Kilise’nin mutluluğunu vurguluyor. Yüksek sesle çağır, sözleriyle bizlere; Tanrı’ya daima neşe içinde dualarımızın sesini yükseltmeyi öğütlüyor. Çünkü terkedilmiş kadının oğullan, kocalı kadının oğullarından çoktur deyimi ile de halkımızın Tanrı tarafından terkedilmiş ve yoksun kalmış gibi görünmesine karşın bugün, inanç sayesinde, Tanrı’ya tapar gibi görünenlerden daha kalabalık olduğumuzu anlatmak istiyor.
Kutsal Kitabın başka bir yerinde şöyle deniliyor: "Ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmaya geldim" (Mt. 9, 13). Yok olmak üzere olanların kurtarmak istediğini belirtmek için deniliyor bu. Önemli ve zor olan sağlam şekilde duranı değil de yıkılmak üzere olanı desteklemektir. Mesih yıkılmak üzere olanı kurtarmak istedi ve yok olmakta olan bizleri çağırmaya geldiğinde birçoklarını kurtardı.
(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 3,14,5; 7,1-6)
olağan 32. Pazartesi
Salt ciddi şekilde çalışmış ve dürüstçe yarışmış olanlara taç giydirilecektir.
Rab, bize öylesine yüce bir merhamet gösterdi ki, yaşayan yaratıklar olan bizlerin, ölü tanrılara katan adamamıza ya da onlara tapmamıza izin vermedi. Çünkü biz, Mesih’in aracılığı ile gerçeğin Babasını tanıdık. O’na götüren bilgi, Baba’nın bize açıkladığı, Mesih’in bilgisinden başka ne olabilir? Kendi de bu konuda şöyle diyor: "İnsanların önünde beni açıkça kabul eden herkesi ben de Babamın önünde açıkça kabul edeceğim" (Lk. 12. 8). Kurtuluşu bize getireni kabul edeceksek merhametimiz bu olacaktır. Fakat onu nasıl tanıyabileceğiz? Söylediklerini yerine getirerek, emirlerini hor görmeden; salt dudaklarımızla değil de tüm yüreğimiz ve aklımızla saygı göstererek. Nitekim İşaya’ nın ağzından şöyle diyor: "Bu kavim bana salt ağzıyla yaklaşıyor ve dudakları ile sayıyor; oysa ki yüreği benden uzaktı? (İşaya 29,13). O’na Rab demekle yetinmeyelim: Bana Rab, Rab diyen herkes değil de iyilik yapan kurtulacaktır (bk. Mt. 7,21).
Bu yüzden, kardeşlerim, bunu faal yaşamımızda uygulayalım. Birbirimizi sevelim, her tür kirlilikten, çekiştirmekten, kıskançlıktan kaçınalım ve ölçülülük, merhamet ve sevgi içinde yaşayalım. Unutmayalım ki yaşam kuralımız para hırsı değil de karışlıklı yardımlaşma olsun. Tersini değil de bu şekilde bunu yaparak bunu kabullenelim. insanlardan değil Tanrı’dan korkmalıyız. Aksi takdirde Rab bize şöyle diyecektir: Etrafıma toplanıp emirlerini yerine getirmezseniz sizi uzaklaştıracağım ve diyeceğim ki: Benden uzaklaşın, kötülük yapanlar, kim olduğunuzu bilmiyorum. (bak. Mt. 7,23;Lk. 13, 27). Bu yüzden kardeşlerim soylu bir yarışmada olduğumuzu bildiğimizden tüm gayretimizi gösterelim ve başkalarının değişik yarışmalara gönül bağlamasına aldırmayalım. Salt ciddi şekilde çalışmış ve dürüstçe yarışmış olanlara taç giydirilecektir. Çünkü tekrar ediyorum, hepimizin taç’a sahip olabilmemiz için gayret sarf edelim. Doğru yolda koşalım, kurallara göre mücadele edelim, taç’a sahip olabilmek için toplu halde hareket edip engelleri aşalım; her ne kadar herkes birinci ödülü kazanmayacaksa da ona olanak dahilinde yaklaşalım. Yarışmada dürüst davranmayan yarış dışı kalır. Ya sonsuz yaşam yarışında doğru kuralları uygulamayan cezalandırılamaz mı? Aksine Hıristiyanların kişiliğine uygun şekilde onurlu olmayanlar için şöyle deniliyor: "Çünkü onların kurdu ölmez ve onların ateşi sönmez ve bütün beşeriyet onlardan nefret edecekti" (İşaya 66,24).
(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 8, 1-9,11)
Olağan 32. Salı
Tüm kötülüklerden kurtulun, yeni bir yürek ve yeni bir ruh oluşturun.
Bu dünyada yaşadığımız sürece çile doldururuz. Aslında biz, onu şekillendirenin elleri arasında, bir avuç çamurdan başka şey değiliz. Bir vazoyu oluşturabilmek için bir kil parçasını şekillendiren çömlekçi bozuk çıktığını ya da elleri arasında kırıldığını görürse onu yeniden şekillendirir. Şayet fırına koymayı düşünüyorsa o halde olduğu gibi bırakır. Yaşamımızda da yenilenmenin olası olduğu bir durumla, olası olmadığı bir durum vardır. Nitekim dünyasal yaşamımız süresince günahlarımızın çilesini çekmek ve böylece Rabden kurtuluşu alabilmek için vaktimiz ve olanaklarımız vardır.
Bu dünyadan çıktıktan sonra ne inanç değiştirebiliriz ne de pişmanlık duyarak tövbe edebiliriz. Bu yüzden kardeşlerim, Baba’nın isteğini yerine getirelim, vücudumuzu an tutalım ve Rabbin emirlerini uygulayalım ki böylece sonsuz yaşama erişebilelim. Bu yüzden İncil’de Rab şöyle der: Çok küçük bir işte güvenilir olmadıysanız, büyük işi kim size emanet eder? Bu yüzden size şunu söylüyorum: Çok küçük bir işte güvenilir olan kişi, büyük işte de güvenilir olur (Lk. 16, 10). Bunu söylemek istiyor: yeniden yaşamı elde edebilmek için vücudunuzu temiz ve Hıristiyan’ın kişiliğini lekesiz tutun.
Aranızdan hiç kimse bu vücudun yüceltilmeyeceğini ve yeniden dirilmeyeceğini söylemeye kalkmasın. Biraz düşünün: hangi durumdan kurtarıldınız ve tinsel yaşamı alabildiniz? Bu vücudun içinde yaşadığınızda olmadı mı bu? İşte bu yüzdendir ki, vücudu Tanrı’nın bir tapınağı gibi korumalıyız. Fakat vücudunuzda iken çağrıldığınıza göre aynı şekilde vücudunuzda iken yargılanacaksınız. Bizi kurtaran Rab Mesih insan şeklini almak istediyse - oysa ki önceden salt ruhtu - ve böylece bizi yanına çağırdıysa biz de bu vücutta iken ödüllendirileceğiz. Bu yüzden hep birlikte Tanrı’nın krallığına varabilmek için vaktimiz varken, hekimimiz olan Tanrı’ya teslim olalım ve az sayıdaki değerlerimizi ellerine bırakalım. Hangi değerler? İçtenlikli bir yürekle doldurulan çilenin vasıtasıyla elde. edilenler. O her şeyi olmadan önce bilir ve gönlümüzde kaynaşan şeylerden hiç birini kaçırmaz. 0 halde bizi oğullan gibi kabul edebilmesi için O’nu, salt dudaklarımızla değil de, yüreğimizle de övelim. Bu yüzdendir ki Rab "Kardeşlerim Babamın iradesine boyun eğenlerdir" demiştir (Lk. 8,21 ve devamı).
(Anonim, İkinci yüzyıla ait bir vicdan, 10,1-12.1; 13,1)
Olağan 32 Çarşamba
Salt kardeşlerimize değil de dinimizden olmayanlara da iyilik yapmaya çalışalım. Onlara adil davranalım ki, bizim yüzümüzden Tanrı’nın adına sövülmesin.
Kardeşlerim, erdemli davranarak yaşama sahip olabilmemiz için bizi çağıran Baba’nın isteğini yerine getirelim; bizi suça iten kötü eğilimlerimizi düzeltelim ve inançsızlıktan sakınalım ki, kötülüklerin baskısına uğramayalım. Nitekim iyilik yapmaya çalışırsak barış hep bizden yana olacaktır. Barış, çünkü insanı korkularla yönetilip gelecekteki varlıkların vaadine şimdiki varlıkların yeğleyenlere görünmez. Bu dünyanın zevklerinin ne çok acılar, gelecekteki varlıkların ise ne çok tatlar gizlediklerini bilmezler bunlar. Böyle bir davranışı salt onlar sürdürmüş olsalardı, zarar bu denli büyük olmazdı. İşin kötüsü şu ki, sapık görüşleri ile suçsuz ruhları bozuyorlar ve bunu yapmakla hem kendileri, hem de onlara kulak verenler için çift cezaya çarpılacaklarını bilmezler. Tanrı’ya temiz bir yürekle hizmet etmeye çalışalım ve böylece dürüst olalım. Şayet, verdiği sözlere inanmadığımız için O’na hizmet etmezsek, sefil bir duruma düşeceğiz. Nitekim şöyle yazılmıştır iki yüzlü ve dengesiz bir ruha sahip olup, "Tüm bunları babalarımızın zamanında da duyduk; oysa günden güne beklememize rağmen, önceden bildirilmiş olanlardan hiçbir şey görmedik’ diyenler sefildir. Ey akılsızlar, kendinizi bir meyve ağacına benzetin. Örnek olarak bir üzüm asmasını alın. İlk başta yapraklardan bile yoksundur. Sonra ise tomurcuklar çıkar; derken ham ve yumuşak salkım çıkar; sonunda ise işte olgun üzüm. Aynı şekilde halkım da felaketlere ve zorluklara katlandı; fakat bundan sonra hep iyilikler gelecektir.
Kardeşlerim, iki ruhlu olmayalım, vaktinde ödülü alabilmek için mutlulukla göğüs gerelim. Söz vermiş olan sadıktır ve herkese yapılanın karşılığını verecektir. Doğru şeyler yapmak, Tanrı’nın huzurunda krallığına gireceğiz ve ödül olarak hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir gözün görmediği, hiçbir insanın yüreğine girmemiş olan şeyleri alacağız (bk. 1. Kor. 2,9).
Rabbin geleceği günü bilmediğimize göre, merhamet ve adalet içinde, saatten saate, Tanrı’nın krallığını bekleyelim. Vaktinde tövbe edelim, sağlam bir irade ile iyilik yapmaya uğraşalım. Çünkü biz akılsızlık ve kötülükle doluyuz. Dünkü günahları ruhumuzdan silelim ve kurtuluşa layık olabilmek için gerçekten tövbekar olalım. İltifatlardan kaçınalım ve salt kardeşlerimize değil de dinimizden olmayanlara da iyilik yapmaya çalışalım. Onlara adil davranalım ki, bizim yüzümüzden Tanrı’nın adına sövülmesin (bak. Rom. 2,24).
(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 13,2-14,5)
Olağan 32. Perşembe
Rab, Rab diyen değil de gökyüzünde olan Babamın iradesine boyun eğen gökyüzündeki krallığa girecektir.
Tüm milletlerde adıma küfrediliyor (İşaya 52, 5), diyor Rab. Ve de: Adıma küfredilmesine neden olana felaket! (Rom. 2,24). Oysa neden küfrediliyor? Çünkü biz öğrettiklerimizi uygulamıyoruz. Nitekim ağzımızdan Tanrı’nın sözlerini duyan insanlar şaşırırlar, çünkü O sözler iyidir, takdire değerdir. Oysa sonradan, davranışlarımızın sarf ettiğimiz sözlere uymadığını görünce, bunun bir masal ve bir dizi aldatmaca olduğunu iddia edip küfretmeye başlarlar.
Tanrı’nın söylediklerini bizden duyuyorlar: Sizi sevenleri seviyorsanız bu bir meziyet değildir; düşmanlarınızı ve sizden nefret edenleri sevmeniz meziyettir (Mt. 5,46). Bunu duyduklarında bunca sevginin soyluluğuna hayran kalıyorlar. Ne var ki sonradan, değil bizden nefret edenleri sevmek, bizi sevenleri bile sevmediğimizi görürler. O zaman bizle alay ediyorlar ve böylece Tanrı’nın adına küfrediliyor. Kardeşlerim, Pederimiz olan Tanrı’nın iradesine boyun eğelim ki, güneşten ve aydan önce yaratılan o tinsel Kilise’ye dahil olabilelim. Oysa Rabbin iradesine boyun eğmezsek "evim hırsızların barınağı oldu" (Yeremya 7, 2; Mt.21; 13) diyen Kutsal Kitabın doğrulaması bizler içinde geçerli olacaktır. Bu yüzden seçimimizi yapalım, kurtulabilmek için yaşam Kilisesine katılmaya çalışalım. Yaşayan Kilisenin "Mesih’in bedeni" (1. Kor. 12, 27) olduğunu bildiğinizi sanıyorum. Bunun içindir ki Kutsal Kitap: "Tanrı insanı erkek ve dişi olarak yarattı" (Tekvin 1,27; 5,2) diyor. Biri Mesih’tir, diğeri ise Kilise’dir. Kaldı ki, gerek Kutsal Kitap gerekse Havariler, Kilise’nin bu zamanda oluşmadığını, İsa’mız gibi tinsel olduğundan, daima varolduğunu ve bizlere kurtuluş vermek için bu son dönemde, kendini açığa vurduğunu doğruluyorlar. Tinsel olan bu Kilise, birimizin bedeninde ona sadık olup terk etmezse Kutsal Ruh’u da alacağım bizlere anımsatmak için, Mesih’in bedeninde görünmüştür. Aslında bu beden ruhun imgesidir. Dolayısıyla suretini yitiren özgün modelini alamayacaktır. Bu yüzdendir ki, ey kardeşler, bizlere şu şekilde sesleniyor: ruha katılabilmek için bedene saygı gösterin. Oysa bedenin Kilise ve ruhun Mesih olduğunu söylersek sonuç olarak bedeni hor gören Kilise’yi de hor görmüş olur. Bundan dolayı o kimse Mesih olan ruha katılamayacaktır. O halde bu beden, Kutsal Ruh’un yardımı ile, hayran olunacak bir yaşamı ve bozulmazlığı alabilir ve hiç kimse Tanrı’nın seçtikleri için neler hazırlandığını ne açıklayabilecek ne de anlatabilecek durumdadır.
(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 15, 1-17,2)
Olağan 32. Cuma
Oruç duadan daha değerlidir, fakat sadaka ikisinden de önemlidir: Sevgi birçok günahı örter.
Dürüst ve kutsal bir yaşam için size verdiğim kural hiç önemsiz değildir. Aksine öylesine önemli ki biri onu uygularsa hiç pişman olmayacak, fakat hem kendisi hem de onu eğiten beni kurtaracaktır. Yolunu şaşıran ya da yitiren bir ruhu kurtuluş yoluna yeniden sürmek hiç de küçük sayılacak bir kar değildir. Ve bu karı bizi yaratmış olan Rabbe sunabiliriz, yeter ki konuşan ve dinleyen inanç ve merhametle konuşsun ve dinlesin.
İnandıklarımızda, adalet ve kutsallıkta sağlam olalım ve bize: Sen daha konuşmakta iken ben, işte buradayım, diyeceğim (İşaya 58,9) diyen Tanrı’ya güvenle dua edelim. Bu deyiş yüce bir sözü kapsıyor, çünkü Rabbin vermesinin bizim istememizden daha hızlı olduğunu bize açıklıyor. O halde bu yüce iyiliğe hepimiz katıldığımızdan, Rabden aldığımız sayısız nimetler için birbirimizden kıskanmaya çalışalım.
O sözlerin çalışkan ruhlara getirdiği mutluluğu düşünelim. İtaat etmeyen ruhlara getirdikleri ceza ise o denli acıdır.
Kardeşlerim, bu güzel fırsattan yararlanıp tövbe edelim ve vaktimiz varken, bizi çağıran ve bizi karşılamaya hazır olan Tanrı’ya dönelim. Tüm zevklerden vazgeçerek ve ruhumuzu kötü arzuların tuzaklarından uzak tutarsak İsa’nın merhametinden yararlanabileceğiz. Bu ara şunu da bilin ki, "kıyamet günü" geliyor, bir fırın kadar sıcak ve gökyüzü kısmen dağılacak (Malaki 3, 19) ve tüm dünya da öyle, ateşte çözülen kurşun gibi ve o zaman insanların tüm hareketleri, gizli olanlar ve bilinenler, ortaya dökülecektir. Bu yüzdendir ki, günahların kefareti olarak, sadaka iyi bir şeydir. Oruç duadan daha değerlidir, fakat sadaka ikisinden de değerlidir: "Sevgi bir çok günahı örter" (1. Petr. 4, 8). Temiz bir yürekle okunan dua ölümden kurtarır fakat sadaka sayesinde kusursuz bulunan ermiştir. Nitekim sadaka günahtan kurtarır. Hiç birimizin yok olmaması için tüm kalbimizle tövbe edelim. Başkalarını putperestlikten döndürüp eğitmek bizim için bir zorunluluk olduğuna göre, Tanrı’nın gerçek bilgi bilgisinden yararlanmakta olan tüm ruhları kurtarabilmek için daha büyük bir uğraş vermeliyiz! Bunun için birbirimize yardımcı olalım, böylece zayıf olanları da iyiye yönelten ve kardeşlik saygısı içinde düzelerek, hepimizi kurtaralım.
(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 18,1-20,5)
Olağan 32. Cumartesi
Sevgi yerine menfaate dayalı ise azizliğimiz hiç değerli olmaz.
Yargıdan korkan dinsizlere değil de, yaşamda iken O’na verdikleri hizmetten dolayı, Tanrı’ya şükredenlere katılmaya gayret edelim. Ben de, bin bir günahla yüklü ve ayartmalara mahkum olduğumu, şeytanın bunca tuzakları arasında çırpındığımı kabul etmekle birlikte, adaletin yolunu izleyebilmek için kendimi zorluyorum ve gelecekteki yargının kurtarıcı korkusu aracılığı ile en azından ona yaklaşmaya çalışıyorum.
Kardeşlerim, gerçeğin Tanrı’sına kulak verdikten sonra, bu yazıda size okunan öğüdü de dinleyin ki, böylece hem kendinizi hem de aranızda olup bunları okuyanı kurtarasınız. Size verdiğim armağanın ödülü olarak içtenlikle dine bağlanmanızı talep ediyorum. Böylece kurtuluşu ve yaşamı sağlamış olacaksınız.
Kutsal bir davranışla, Tanrı’yı sevmeye ve O’na hizmet etmeye ciddiyetle gönül veren gençlere iyi bir örnek vermiş olacağız. Bizi azarlayan olursa, bozulmayalım ve kızmayalım. Alınırsak akılsız oluruz. Düzeltmenin amacı bizi kötülükten kutsallığın yoluna geçirmektir. Nitekim bazen, kötülüğümüzden ve gururumuzdan dolayı, yaptığımız kötülüğün farkına varmayız. Çünkü ruhumuzun gözleri tutkular tarafından örtülmüştür.
O halde kurtuluşa ulaşabilmek için adaletli işler yapalım. Ne mutlu bu kurallara itaat edenlere! Bu dünyada kısa bir süre içinde acılara göğüs geriyorlarsa da bir gün yeniden doğuşun bozulmayan meyvesini toplayacaklar. Bu yüzden inanç sahibi olan, bu dünyada acılara katlandığı için üzülmesin. Onu mutlu bir zaman bekliyor. Babalarla yeniden dirilip, hiç üzülmeksizin tüm sonsuzluk boyunca sevinecektir.
Kötülerin bolluk, Tanrı’nın hizmetkarlarının ise sefalet içinde yaşadıklarını gördüğümüzde sarsılmayalım. Bundan ikna olalım, kardeşlerim; biz Tanrı tarafından sınavdan geçirilmekteyiz ve gelecekteki yaşamda yücelmek için bu yaşamda uğraş vermekteyiz. Dürüst olanlar arasında hiç kimse ödülünü çabucak almamıştır, beklemek zorunda kalmıştır. Nitekim şayet Tanrı dürüstlerin hakkı olan ödülü hemen verseydi, bundan hiç kuşkusuz anında bir yarar görecektik. Oysa Tanrı’ya karşı duyduğumuz sevgiyi ve umudu kanıtlamak için bir fırsatı kaçırmış olacaktık.
Sevgi yerine menfaate dayalı ise azizliğiniz hiç değerli olmaz. Bu yüzdendir ki, gerçek aziz ve gerçekten seven kişi, tanrısal yargıyı düşündüğünde, sarsılmaz ve uğraşısında felce uğramış gibi hissetmez kendisini.
Tek ve görünmeyen Tanrı’ya, gerçeğin Babasına, ölümsüzlüğün yaratıcısı, gerçeğin ve göksel yaşamın açıklayıcısı olan Kurtarıcıyı bize gönderene yüzyıllar boyunca şan olsun. Amin.
(Anonim,4. Yüzyıla Ait Tinsel bir Yazarın Vaazlarından, 18,7-11)
Olağan 4. Cuma
Sizi birinin eğitmesi gerekmiyor, çünkü Ruh size yol gösteriyor ve tam gerçeğe götürüyor.
Ne mutlu Tanrı’nın oğulları olmaya, Kutsal Ruh’ta yeniden doğmaya ve onları aydınlatan, onlara yeni bir yaşam veren Mesih’i içlerinde taşımaya layık görülenlere. Onlar çeşitli tarzlarda Ruh tarafından yönlendirilirler, görünmez şekilde lütuf tarafından refakat edilirler ve ruhlarında yüce bir huzuru kavuşurlar.
Bazen sanki, insan türü yüzünden hüzne ve göz yaşlarına kapılırlar ve tüm insanlar durmaksızın dua ederek, insanlık için duydukları yakıcı sevginin gücü ile ağlarlar.
Bazen ise Kutsal Ruh onları öylesine bir mutluluk ve sevgi ile yakıyor ki, olası olsaydı, yüreklerinde hiçbir ayrım yapmaksızın herkesi, iyileri ve kötüleri de taşırlardı.
Yine başka defalar, alçakgönüllülükleri yüzünden kendilerini başkalarından daha aşağı görüp, en iğrenç ve değersiz yaratıklar olduklarını sanırlar. Bazen Ruh onlara anlatılmaz bir neşe verir. Bazen kralın zırhını kuşanıp savaş meydanına atılan, kahramanca dövüşüp tüm insanları bozguna uğratan bir kahramana benzerler. Nitekim tinsel insan Ruh’un silahlarını alır, düşmanlara karşı savaşır, onları yıkar ve ayakları ile çiğner.
Sık sık ruhu gizemli bir sessizliğin içinde istirahat eder, huzur ve barış içinde her çeşit tinsel mutluluğun ve kusursuz ahengin tadına varır. Özel akıl, anlatılamaz bilgi ve Ruh’un akıl ermez bilme yeteneklerini alır. Böylece lütuf onu sözle açıklanamayan, sözcüklerle ifade edilemeyen konularda eğitir.
Başka zamanlarda ise herhangi bir insan gibi davranır.
Lütuf değişik şekillerle verilir ve yine değişik şekillerle ruha yol gösterir, tanrısal iradeye göre şekillendirir. Değişik tarzlarla onu uğraştırır ki, göksel Peder’in huzuruna dürüst, kusursuz ve arı olarak çıkartabilsin.
Mesih’e dua edelim, sevgi ve büyük bir güvenle O’na dua edelim ki, bize Ruh’un göksel lütfunu armağan etsin. Ruh’un kendisi bize yol göstersin, tanrısal iradeye göre yaşayabilmemiz için bizi yönetsin ve huzura kavuştursun.
Bu yol gösterme, bu lütuf, bu tinsel hareket bizi Mesih’in kusursuz bütünlüğüne ulaştıracaktır. Havari’nin dediği gibi: Öyle ki, Mesih’in tüm doluluğuyla dolasınız" (Ef. 3.19).
(Anonim, Eski bir Kutsal Cumartesi Hakkında Vaazdan)
Kutsal Cumartesi
Rab İsa Mesih, esirleri cehennemden çıkartmak için ölümün sularına daldın.
Neler oldu? Bugün dünyada büyük bir sessizlik var, büyük bir sessizlik ve yalnızlık. Büyük bir sessizlik, çünkü Kral uyuyor toprak şaşırıp kalmıştır, suskunluk içindedir. Çünkü beden alan Tanrı uykuya dalmıştır ve yüzyıllardan beri uyumakta olanların uyandırmıştır. Tanrı bedenen ölmüştür ve ölüler diyarını sarsmaya inmiştir.
Muhakkak ki, kaybolan kuzu gibi, ilk babayı aramaya gidiyor. Karanlıklarda ve ölümün gölgesinde oturanları ziyaret etmek için oraya inmek istiyor. Tanrı ve Oğlu, hapiste bulunan Adem ile Havva’yı acılardan kurtarmaya gidiyor.
Haç’ın zaferler kazanmış olan silahlarını taşıyarak, Rab yanlarına girdi. İlk ata, Adem, onu görür görmez, şaşkınlıktan göğsünü yumruklayarak, herkese seslendi ve "Rabbim herkesle olsun" diye bağırdı. Mesih, Adem’e yanıt vererek, "Ve ruhunla da dedi. Ve elinden tutarak sarstı ve dedi ki: "Uyan sen ki uyuyorsun, ölülerin arasından diril ve Mesih seni aydınlatacaktır. Ben, senin için oğlun olan Tanrı’nım; şimdi senin ve senden kaynaklanmış olan bunlar için konuşuyorum ve gücümle hapiste olanlara emrediyorum:
Çıkın! Karanlıkta olanlara: Aydınlatılmış olun! Ölenlere: Dirilin! Sana da emrediyorum: Uyan, ey uykuda olan sen! Ölüler diyarında tutuklu kalman için yaratmadım seni. ölülerin arasından diril. Ben ölülerin yaşamıyım. Diril, ellerimin ürünü! Diril, imgeme göre yapılmış resmim! Diril, çıkalım buradan! Sen bende ve ben sende gerçekten tek ve ayrılmaz bir doğayız. Senin için, Tanrın olan ben, oğlun oldum. Senin için, Rab olan ben, hizmetkar doğasını giydim. Göklerin üstünde olan ben, senin için dünyaya ve dünyanın altına geldim. Senin için, insan, insanların güçsüzlüğünü paylaştım, sonra da ölülerin arasında özgür oldum. Cennetin bahçesinden çıkmış olan senin için, bir bahçede ihanete uğradım ve Yahudilere teslim edildim ve başka bir bahçede çarmıha çakıldım. Senin için, sana o ilk yaşam soluğunu iade edebilmek için, bana atılan tükürüklerin izlerini yüzümde gör. Senin yitirilen güzelliğini imgeme uygun olarak yeniden yaratabilmem için yediğim tokatları yanaklarımda gör.
Omuzlarını günahlarının yükünden kurtarmak için katlandığım kırbaçları sırtımda gör. Bir zamanlar ellerini kötüce ağaca doğru uzatmış olan senin için haça çivilenen ellerime bak. Çarmıhta öldüm ve mızrak böğrüme saplandı. Cennette uykuya dalan ve kaburgandan Havva’yı çıkaran senin için böğrüm kaburgalarının acısını dindirdi. Uykum seni cehennemin uykusundan kurtaracaktır. Mızrağım sana karşı çevrilen mızrağı durdurdu. Kalk, uzaklaşalım buradan. Düşman seni cennetin topraklarından çıkarttı. Bense artık seni o bahçeye koymam, fakat göksel tahta yerleştiririm. Yaşamın simgesel ağacına el sürmen yasaklanmıştı; oysa yaşam olan ben kim olduğumu sana açıklıyorum. Hizmetçiler gibi seni koruyacak melekler yerleştirmiştim. Şimdi ise meleklerin, Tanrı olmasan da Tanrı’ya yakın şekilde tapmalarını gerçekleştiriyorum. Göksel taht hazırdır, taşıyıcılar da hazırdır ve emir bekliyorlar, salon düzenlenmiştir, sofra kurulmuştur, ebedi konut donatılmıştır, mücevher sandıkları açılmıştır. Başka bir deyimle, göklerin krallığı yüzyıllardan beri senin için hazırlanmıştır."
(Anonim, Eski bir Yazarın "Paskalya Vaazından, 35,6-9)
Paskalya, 1.Çarşamba
Zaman içinde olduğumuz gibi olmak istedi ki, ölümsüzlüğünü" sözü bizde gerçekleşince, O’lunla birlikte sonsuza dek yaşayabilelim.
Yeniden sahip olduğu kurtuluşu anımsayarak havan Pavlus şöyle der: Nasıl ki, Adem ile ölüm bu dünyaya girmiştir, aynı şekilde Mesih’in aracılığı ile kurtuluş yeniden dünyaya verilmektedir (bk. Rom. 5, 12). Yine der ki: "İlk adam yerden, yani topraktandır. İkinci adam göktendir" (I. Kor. 15, 49), yani kabul edilen, kurtarılan, yenilenen ve Mesih’te arıtılan insanın kurtuluşuna sahip olacağız. Havari’ye göre, Mesih ilk olarak geliyor. Çünkü yeniden doğuşun ve yaşamın yapıcısıdır. Ondan sonra Mesih’in olanları, yani kutsallığının örneğini izleyerek yaşayanlar geliyor. Bunlar O’nun yeniden doğuşundan kaynaklanan teminata sahiptirler ve O’ nunla birlikte göksel sözün yüceliğini paylaşacaklardır. Rabbin kendisi İncil’de dediği gibi: Beni izleyecek olan ölmeyecektir, ölümden yaşama geçecektir (bk. Yuh. 5,24).
Böylece Kurtarıcı’ nın azabı insanın yaşamı ve kurtuluşudur. Nitekim bu nedenle bizim için ölmek istedi. Öyle ki biz O’na inanarak, sonsuza dek yaşayabilelim. Zaman içinde olduğumuz gibi olmak istedi ki, ölümsüzlüğünün sözü bizde gerçekleşince, O’ nunla birlikte sonsuza dek yaşayabilelim.
Budur derim ben, göksel gizlerin lütfu, budur Paskalya’nın armağanı, budur en çok arzu ettiğimiz yıllık bayram, bunlardır canlandırıcı gerçeğin başlangıçları. Bu gizin sayesinde, Kutsal Kilise’nin yaşam verici vaftizinde doğan bebeklerin saflığı ile yeniden yaşama kavuşturulan çocuklar, masumluklarının emekleyen sesini yükseltirler. Paskalya’nın gereklerine uyarak Hıristiyan ve Hıristiyan aileler, inancın aracılığı ile yeni ve sayısız bir soyu sürdürsünler.
İnanç ağacı Paskalya için çiçek açıyor, vaftiz yeri verimli oluyor, gece yeni bir ışıkla parlıyor, gökten bir armağan iniyor ve kutsal giz göksel gıdasını veriyor. Kilise Paskalya’da tüm insanları kucaklıyor ve onlardan tek bir millet ve tek bir aile oluşturuyor. Tek tanrısal töze ve güce, üç Kişi’nin adına tapanlar, Peygamber ile birlikte yıllık bayramın mezmurunu okuyorlar: "Rabbin yarattığı gün budur, onda mesrur oluruz ve seviniriz" (Mezm. 111. 24), Soruyorum kendime: "Hangi gün?" Yaşama bir başlangıç yem, ışığı başlatan gün. Bu gün, görkemin yapıcısıdır, yani Rab Isa Mesih’in kendisidir. 0, kendi hakkında şöyle dedi: -Ben gündüzüm, gündüz yürüyen tökezlemez" (bk. Yuh. 8, 12); yani her konuda Mesih’i izleyen, geçtiği yerden geçen, sonsuz ışığın kapılarına varır. Bedeni ile bu dünyada olduğunda Baba’dan isteği buydu: "Baba, bana inanmış olanların da bulunduğum yerde bulunmalarını istiyorum. Çünkü senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar" (bk. Yuh. 17,20 ve devamı).
(Anonim, 6. Yüzyıldaki Afrika’ lı bir Yazarın ‘Söylev"inden, 8, 1-3)
Paskalya 7. Cumartesi
Kutsal Ruh yücedir, karizmalarında çok yücedir ve de harikuladedir.
Havariler tüm dillerde konuştular. Muhakkak ki Tanrı, Kutsal Ruh’un varlığını bu şekilde belirtmek istedi ki, böylece O’nu almış olan tüm dillerde konuşabilsin. Nitekim, sevgili kardeşlerim, şunu iyice anlamalıyız ki, Tanrı’nın merhameti gönüllerimizde bulunuyorsa bu, Kutsal Ruh’un sayesinde oluyor. Madem ki, merhamet dünyanın her yerinden, Tanrı’nın Kilise’sini bir araya getirecekti, tek bir insan Kutsal Ruh’u aldığında tüm dilleri konuşabildi. Şimdi ise Kutsal Ruh’un sayesinde bir araya getirilen Kilise birliğini tüm dillerde ifade ediyor.
Bu yüzdendir ki, biri kalkıp bizlerden birine derse ki: Kutsal Ruh’u aldınsa neden her dilde konuşmuyorsun? Yanıtın şu olmalı:
Kesinlikle her dili konuşuyorum. Çünkü her dili konuşan Mesih’in gövdesine, yani Kiliseye dahilim. Kutsal Ruh’un varoluşu ile Tanrı, kendi Kilise’sinin tüm dillerde konuşacağından başka neler açıklamak isteyebildi ki?
Rabbin verdiği söz bu şekilde gerçekleşti: Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmasın, yeni şarap yeni tulumlara konulsun ki, her ikisi de dayanabilsin (bk. Lk. 5,37-38). Bu yüzdendir ki, her dilin konuşulduğu duyulunca, bazıları haklı olarak: "Bunlar taze şarabı fazla kaçırmış" (Hay. İş. 2, 13) demeye koyuldular. Nitekim kutsallığın lütfu ile yenilenen yeni tulumlar olmuşlardı ve yeni şarapla, yani Kutsal Ruh ile doldurulduklarında ve tüm dilleri konuştuklarında coşku içindeydiler ve gayet açık olan o mucize ile Kilise’nin, tüm milletlerin dilleri aracılığı ile Katolik olacağını açıklıyorlardı.
0 halde bugünü, Mesih’in tek gövdesinin uzuvların olarak kutlayın. Nitekim sizler, kutladığınız şey olacaksınız, boşuna kutlamıyorsunuz. Yani Rabbin Kutsal Ruh’u ile doldurduğu gücü ile tüm dünyaya yaydığı, kendine ait olarak kabul ettiği ve onun tarafından da kabul edildiği o Kilise’ye dahil olacaksınız.
Damat gelini terk etmemiştir. Bu yüzden hiç kimse ona başka bir gelin veremez. Nitekim, tüm milletlerin birleşmesinden oluşan size ve salt size, yani Mesih’in Kilisesi’ne, Mesih’in vücuduna, Mesih’in gelinine, Havan şöyle der: Sevgi - ile birbirinizi hoş görün ve esenlik bağı ile Ruh’un birliğini korumaya gayret edin (bk. Ef. 4,2). Gördüğünüz gibi, birbirimize karşı hoşgörülü olmamızı emrettiğinde buna sevgiyi de kattı. Birliğin umudunu gördüğü yerde de esenliğin bağını gösterdi.
Tanrı’nın evi budur, canlı taşlarla inşa edilmiştir. Mekan olarak burayı seçmiştir O ve hiçbir belalı ayrılık O’nun gözlerini incitmemeli.